Türkiye

Başörtüsü, Özgürlük ve Simge Tartışması

Ak Partili dört Kadın Milletvekilinin hac dönüşü Genel Kurul’a başörtülü girme kararı almaları, başörtü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Başörtüsü serbestîsini savunanlar da, karşı olanlar da farklı argümanlar ile kendi duruşlarını gerekçelendirmekteler. CHP milletvekili Muharrem İnce gibi‚ “Başörtüsü özgürlükten vazgeçmektir” diyenler de var, “Başörtüsü dinin gereği, Allah’ın emridir” diyenler de.
Son yıllarda Batı’da yeni bir meslek dalı gelişti: İslam eleştirmenliği. Çok popüler olan bu mesleğe İslam’ı bilen de bilmeyen de talip. Müslüman olduğunu iddia eden de, olmadığını iddia eden de aynı heyecan ve motivasyonla İslam hakkında akıl almaz eleştirilerini sıralamakta. Eleştirilerin merkezine tahmin edildiği gibi Kadın ve Başörtüsü oturtulmakta. Başörtülü kadınlar edilgen kişilikler olarak yansıtılmakta ve pasifize edilmekte. Peki, gerçekten bu yaratılan algı doğru mudur?

Başörtülü kadının toplumsal imajı
Başörtülü kadın İslami ahlak ve aldığı terbiye ve nezaket kuralları gereği, sataşmalar karşısında vakur duruş sergileme noktasında olgun tavrını sürdürmektedir. Eğitim hayatında ayrımcılığa uğrar, sabreder. İş hayatında ayrımcılığa uğrar, yine sabreder. Siyasal hayat, sosyal hayat, kültürel alandaki ayrımcılık karşısında yine sabreder. Bu vakur ve sabırlı duruş çoğu kesim tarafından güçsüzlük ve özgüvensizlik olarak algılanmakta.
Başörtüsü eleştirisinin ulaşmış olduğu seviye
Tüm yasaklar destekçilerini ve karşıtlarını doğurur. İnanç özgürlüğü bir haktır. Bunu tartışmak 21. Yüzyılda akıl almaz derecede lüzumsuz geliyor. Ancak hak ihlali olduğunda ve bu ihlallerde diretildiğinde, hatta savunulduğunda da bu konuları tematize etmek kaçınılmaz oluyor. Başörtülü kadına ağız dolusu hakaret edenler de, her fırsatta özenle seçilmiş kelimelerin ardına küçümseyici tavırlarını saklayanlar da hadlerini ne kadar aştıklarının farkında değiller. Tuhaf olan ise, onlara bunu hatırlatan da oldukça az.
Başörtüsü karşıtı olan kesim uzun yıllardır başörtüsünü ve Müslüman kadının duruşunu rencide edici tutum sergilemekte ve bu kişiler özellikle Batı’da birçok akademisyen ve kendini feminist olarak adlandıran yazarlar tarafından desteklenmekte. Necla Kelek ismi bu konuyu takip eden kişiler için bir örnek. Başörtü düşmanlığı yaparak ve yasaklanmasının gerekliliğini Avrupalılara anlatarak isim yapan akademisyenlerden sadece biri. Bazıları ise Akif Pirinçci gibi işi o kadar ileriye götürmekte ki, başörtülü kadına hakareti ahlaksızca ve hayasızca sürdürmekte ve bundan prim sağlamakta.
İslamiyet’i ve İslam kültürünü, Türk geleneğini bilmeyenler bu eleştirileri yaptığında çok da ciddiye almak gerekmiyor. Benim kalkıp Hıristiyanlığı ve Yahudiliği eleştirmem, Hıristiyanlara ve Yahudilere dinlerini nasıl yaşamaları gerektiğini anlatmamın beni düşüreceği durum gibi, bana İslamiyet’i nasıl yaşamam gerektiğini söyleyen Yahudi, Hıristiyan veya Ateist İslam eleştirmenleri de absürt bir hal sergilemekte. Bu kişilerin söylediklerini ciddiye almak anlamsız. Gülüp geçmekte fayda var.
Ancak bu eleştirileri kalkıp kendini Türk ve Müslüman olarak adlandıranlar yapınca‚ “Orada bir dur” demek geliyor insanın içinden. Bir ayrımcılık uygulanmakta, bu ayrımcılık kadına özgü bir ayrımcılık yani cinsiyetçi bir tutum. Birileri kalkıp bu ayrımcılığın ateşli savunuculuğunu yapmakta. Bunu yaparken evrensel insan hakları, bireysel hak ve özgürlükler hiçe sayılmakta. Başörtüsü takanların dahi hayal dünyasını aşan senaryolar yazılmakta. Başörtüsünü tartışmak, başörtüsünü takanlardan çok takmayanların konusu olmuş durumda. Bu tartışmalar sonucu başörtüsü çok şey oldu; Simge oldu, paçavra oldu.
Başörtülü Kadın ona dayatılan edilgen kişiliğe karşı durmalı
Türkiye tartışmasız özgür bir ülke. Avrupa standartlarında demokrasiye sahip. Bunun aksini iddia edenler gelip Avrupa ülkelerinde bir kaç yıl yaşasın, ne tür hak ihlalleri ve ayrımcılık olduğuna şahit olsun. Demokrasi durağanlık değil, değişimin ve toplumsal dönüşümün sağlandığı yönetim biçimi. Bu sebeple Avrupa’daki ülkeler de, Türkiye’de demokratikleşme sürecini sürdürecektir.
Başörtülü kadın özgür hayatın ve toplumun bir parçası. İster Batı’da yaşasın, ister Türkiye Cumhuriyetinde, kendi kararlarını verecek hukuki ve sosyal güvenceye sahip. Eğer başörtüsü takma yönünde birileri tarafından zorlanıyorlarsa; baba, abi, eş, çevre tarafından baskı hissediyorlarsa dik dursunlar ve başörtülerinden kurtulsunlar. Bizler de bu algıyla mücadele etmekten kurtulalım.
Başörtüsü ardında kurban rolüne bürünmek, başörtüsünü edilgen kişiliklerin bir sembolü haline getirmek kimsenin hakkı değil. Başörtüsü takmanın tek sebebi olabilir, o da Allah’ın emrini yerine getirmek amacıyla. Yoksa emin olun, başörtüsü takmak kimseye bir çıkar sağlamaz. Tam aksine bu çetin bir mücadele. Başörtülü kadınların bilgi, birikimi, tecrübesi ve yetenekleri çoğu kez örtünün ardında kaybolup gitmekte ve yanlış algıya kurban edilmekte. Başörtüsü takmak haksızlık ve ayrımcılıkla çok yönlü mücadele etmeyi gerektiriyor, bunu da ancak özgüvenli duruşla başarmak mümkün.
Başörtüsü ve simge
Başörtüsünü siyasi simge olarak adlandıranların oranı oldukça yüksek. Peki ama simge nedir? Bu kelimeye neden bu kadar negatif anlam yüklenmekte. Modern hayat zaten simgeler üzerinden şekillenmekte. Kelime anlamıyla bakıldığında “Simge” bir fikri temsil eden şekil ya da nesnedir. Buna göre: Evet, başörtüsü bir simgedir. Peki, ama neyin simgesidir? Başörtülü bir kadın bilir ki, o örtüyü başına taktığında dininin gereği olan tüm ahlaki değerler ve kurallara da uyması gerekir. Başörtü takmak aynı zamanda İslamiyet’in toplumsal yaşamda temsiliyetini de beraberinde getirir, bunu kadın istesin ya da istemesin fark etmez. Şüphem yok, “Simge” tartışmaları başörtülü birçok kadına şunu dedirtmekte: “Başörtüsü simge olsa olsa, ancak özgür ve Müslüman kadının simgesi olabilir”. Bu simgeyi taşımak da tüm başörtülü kadınlara gurur verir.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.