EU-Kommission, Wikipedia, UK, Public Domain

AB

İngilizlerin Brexit kararı

Avrupa Birliği’nin bundan sonraki stratejisi ne olacak göreceğiz. AB ülkeleri 2014 yılından bu yana bir savrulma yaşıyordu. Britanyalıların aldığı karar bu savrulmanın ve ‘siyasi çaresizliğin‘ dışa vurumu oldu. Herkes bu gerçekle yüzleşmesi gerektiğini gördü. Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği’nin geleceğini ve stratejisini belirleyen ülkelerin alacağı kararlar kuşkusuz önemli.

Avrupa Birliği, kuruluşundan bu yana en ağır siyasi krizini yaşıyor. 508 milyon Avrupa Birliği vatandaşı nefesini tutarak Britanya’daki referandum sonucunu bekledi. Avrupa kamuoyu, Brexit‚i, yani Britanya’nın AB’den çıkış yolunu tercih etmesini beklenmeyen ve istenmeyen senaryo olarak değerlendirdi. Almanya Şansölyesi Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ve diğer siyasiler Britanya halkının Avrupa’nın geleceğini riske atmayacağını ve AB üyesi olarak kalmaktan yana oy kullanacağını umuyor ve bekliyordu ama yanılgı büyük oldu.

Sabahın ilk saatlerinde seçim kurulunun açıkladığı verilere göre neredeyse 17 milyon Britanyalı, yani oy kullanan seçmenin %51,9’u AB’den çıkış yolunu tercih etti. Bunun karşısında Cameron’un öncülüğündeki AB içinde kalmaktan yana oyunu kullananların sayısı 16 milyonu buldu.

Britanyalılar cesur bir karar aldı ve Brüksel merkezli bir depreme sebebiyet verdi. Seçim kurulunun resmi açıklamasının ardından Cameron kamuoyu önüne çıkarak ekim ayında geri çekileceğini açıkladı. Britanya halkının kararına saygı duyduğunu, yeni hedeflere doğru yürürken kaptanın kendisi olamayacağını ifade etti. Merkel önümüzdeki pazartesi günü için Berlin’de Avrupa kriz zirvesi yapılacağını açıkladı ve zirveye AB Konseyi Başkanı Tusk, İtalya Başbakanı Renzi ve Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın katılacağını bildirdi. Avrupa Birliği’nin bundan sonraki stratejisi ne olacak, göreceğiz. AB ülkeleri 2014 yılından bu yana bir savrulma yaşıyordu. Britanyalıların aldığı karar bu savrulmanın ve ‘siyasi çaresizliğin‘ dışa vurumu oldu. Herkes bu gerçekle yüzleşmesi gerektiğini gördü. Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği’nin geleceğini ve stratejisini belirleyen ülkelerin alacağı kararlar kuşkusuz önemli. Merkel her zaman olduğu gibi soğukkanlı olma çağrısı yaparak alınan karardan üzüntü duyduğunu ifade etse de yeni yol haritası geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

AVRUPA BİRLİĞİ SİYASİ ENTELİJANSİYASI DEMOKRASİNİN NE OLDUĞUNU HATIRLADI

Avrupa Birliği bir dönüm noktasında. Britanya’nın AB’den ayrılma kararının resmileşmesi ile gelinmedi bu dönüm noktasına. Uzun süredir sancılı süreç yaşayan AB Projesi zamanın ruhu ve demokrasinin şartları ile yüzleşti. 2010 yılında yaşanan Euro krizi ve akabinde Brüksel’de hazırlanan kurtarma paketleri, Yunanistan’da ekonomik krizle beraber büyüyen siyasi kriz, 2014 yılından bu yana Avrupa halkının sağa kayması olarak adlandırılabilecek olan PEGİDA hareketi, sokaklara dökülen yüzbinler, yabancı ve İslam düşmanlığı üzerinden siyaseti şekillendirmeye çalışan kitleler ve son olarak mülteci krizinde Avrupa Birliği ülkelerinin ortaya koyduğu basiretsizlik ve vizyonsuzluk. Avrupalı siyasiler toplumun nabzını tutmakta zorlandı. Her yaşanan kriz siyasiler ile toplumun farklı kesimlerinin iletişimini zayıflattı. Bunun sonucunda sokaklar daha hareketli hale geldi. Almanya, Fransa, Belçika’da olan sokak gösterileri ve polis ile çatışma siyaset ile vatandaş taleplerinin birbirinden uzaklaşmasının kanıtı. Avrupa toplumunda endişe verici derecede sağ ve ırkçılığa kayma gözlemlenirken siyasiler bu olguyu yıllar boyunca görmezden gelmeyi ve küçümsemeyi tercih etti. Demokrasi, toplumun nabzını okuyamayan ve toplumu yönlendiremeyen siyasiler için Cameron gibi kendi sonlarını kendi elleri ile hazırladıkları bir sistem.

2010 yılından bu yana AB kendi içinde ağır türbülans yaşıyor. AB projesinin yere çakılmaması için Merkel kaptanlığında birçok kurtarma paketi ve anlaşma hazırlandı, hayata geçirildi. Türkiye ile AB arasında yapılan mülteci anlaşması bunlardan biri. Avrupa Birliği siyasi liderleri için Yunanistan’ın iflastan kurtarılması, Balkan halklarının ekonomik ve siyasi sorunlarının çözülmesi veya mültecilerin insani şartlarda yaşam sürmesi öncelikli hedef değil ve hiç olmadı. Merkel ve Hollande gibi AB liderlerinin angajman sebebi AB projesini ayakta tutmak oldu.

EKONOMİK DEPREM

Referandum sonuçlarının açıklanması uluslararası piyasalarda deprem etkisi yarattı. İngiliz Sterlini değer kaybetti. Avustralya ve Asya Borsası düşüşe geçti. Alman Borsası %10 değer kaybetti. Bir anda 100 milyar Euro buhar oldu. Ekonomistler Brexit olasılığı üzerinde durmamıştı. Britanya halkının AB’den çıkış kararına siyasiler gibi ekonomistler ve piyasalar da hazırlıksız yakalandı.

‘Avrupa Birliği ekonomik birlikten öteye geçemiyor‘ tezleri yeniden sesli olarak dillendirilmeye başladı. Tek fark artık siyasi birlik yanında ekonomik birliğin de tehlike altında olduğu. Yıllardır işsizlik oranları yükseliyor, gelir dağılımındaki adaletsizlik Avrupa halkının geleceğe güvenli bakmasını olumsuz etkiliyor, Fransa kendi içinde ekonomik sıkıntılar ile boğuşurken İtalya ve İspanya gibi ülkelerin ekonomik kriz kaygısı git gide büyüyor. Ekonomik darboğaza giren ülkeler aynı zamanda siyasi türbülansları daha sert yaşıyor.

AKILDAN YOKSUN DUYGUSAL SİYASET

AB siyasileri uzun süredir siyaseti ‘ratio‘ yani akıl ile değil, ‘emotion‘ yani duygu ile yapıyor. Türkiye’ye karşı alınan tutum akıl dışı, duygusal siyasetin en bariz örneği. Avrupa Birliği ülkeleri on yıllardır Türkiye gibi bir ülkeyi var gücü ile Avrupa Birliği entegrasyon sürecinden uzak tutmaya çalışıyor. Farklı bahaneler ile gelinen süreçte Türkiye ile ilişkilerde kırılma noktası yaşandı. Bu kırılmayı isteyerek ve büyük bir azimle hazırlayan özellikle AB siyasetçileri oldu. Avrupa Birliği’nin kendi vizyonunu kaybettiğinin en güzel göstergesi Türkiye ile sürdürdüğü ilişki.

Türkiye’ye yönelttiği eleştirilerin, ki hepsi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kimliği ve kişiliği üzerinden şekil buluyor, mantıklı siyaset ve akılcı argüman ile izah edilemeyecek seviyede. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Komite Başkanı Elmar Brok, Brexit-referandum sonucu ile ilgili yaptığı açıklamada „Bu sonuç duyguların gerçekler karşısındaki zaferidir.“ dedi. Elmar Brok’un bahsettiği duygusal ve gerçeklerden yoksun siyaset anlayışını Türkiye ve Türkler olarak defalarca Avrupalı siyasetçilerin söylemlerinden tecrübe ettik. Akıldan uzak, hiçbir mantıklı gerekçe ile izah edilemeyen Avrupalı siyasilerin Türkiye karşıtı tutumu böyle devam ettiği sürece Avrupa Birliği Britanya’dan sonra Türkiye gibi önemli bir partneri daha kaybedebilir. Avrupa Birliği siyasetine güven neredeyse sıfırlandı.

Evet, Elmar Brok haklı. Britanya halkının Avrupa Birliği’nden çıkma isteği, Avrupa’da yükselen sağ akımda seslendirilen ulusal bağımsızlık çığlıkları, ülkesinin kaderini Brüksel ve Strazburg elitlerine bırakmama arzusu Avrupa Birliği içindeki entegrasyon sürecinde çok ileride olan Avrupa halkı için mantık ile izah edilebilir değil, AB’nin Türkiye politikasının mantık ve karşılıklı çıkarlar ile izah edilebilir olmadığı gibi.

Fransa’da Le Pen, Hollanda’da Geert Wilders, Almanya’da AfD partisi zafer çığlıkları atmaya başladı. Britanya’nın AB’den ayrılma kararı Avrupalı ırkçı faşistler için zafer olarak görülüyor. Türkiye ve İslam karşıtı tutumun bu süreçten sonra daha sert dile getirileceği beklenebilir.

http://www.zaman.com.tr/dunya_ingilizlerin-brexit-karari_2373576.html

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.