AB

Hamburg`da bitmeyen OHAL!

Hamburg polisinin uygulamaları ilk defa Almanya gündemine oturmuyor. Özellikle solcuların, devrimcilerin ve göçmenlerin yaşadığı bölgelerde polis 2005 yılından bu yana 40 kere ‘Tehlikeli bölge’ ilan etti. Polis ile solcu gruplar arasında çatışma geçen yıldan bu yana Lampedusa sığınmacılarına uygulanan kimlik kontrolleri sebebiyle artarak devam etti.
OHAL’e giden süreç 21 Aralık’ta gerçekleşen protesto gösterisi ile başladı. ‘Rote Flora’ adlı Kültür Merkezi’nin kapatılmasını ve Hamburg Eyaletinin mülteci politikalarını protesto etmek için gösteri yapan 8 bine yakın sol görüşlü Protestocu ile polis arasında çatışma yaşandı. Polisin biber gazı ve cop kullanarak göstericileri sindirmeye çalışmasına protestocular taş, sopa, yanıcı madde ile aynı sertlikle karşılık verdi. Araçlar yakıldı, yüzlerce polis ve protestocu yaralandı. Hamburg sokakları savaş alanına döndü. Tomaların sokaklara inmesi Almanya için çok alışılmış bir manzara oluşturmadı. Kontrolden çıkan protesto gösterileri ve ardından oluşturulan OHAL bölgeleri uluslararası medyanın da ilgisini çekti. ABD Berlin Büyükelçiliği vatandaşlarını uyardı ve OHAL bölgelerinden uzak durmalarını tavsiye etti.
Polis helikopterleri sabahın ilk ışıklarına kadar şehri havadan kontrol etmekte, sokak ve caddelerde yüzlerce polis devriye gezmekte. OHAL bölgesi sınırlarında yaşayan 50 bin insana potansiyel suçlu muamelesi yapılmakta. Somut tehlike göstergesi olmadan kimlik ve üst kontrolü yapılmakta. OHAL bölgelerine giriş çıkışlar polis kontrolü altında yapılmakta ve şüpheliler tutuklanmakta.
21 Aralık sürecinden bu yana skandal denecek olaylar ortaya çıktı. Hamburg polisi 28 Aralık’ta David-Karakoluna yüzleri kapalı radikal sol grup tarafından saldırı gerçekleştiğini medya ile paylaşmış, bu saldırıda bir çok polis memurunun yaralandığını bildirmişti. Polis OHAL uygulamasına gerekçe gösterilen bu saldırının hiç gerçekleşmediğini itiraf etmek zorunda kaldı. Kamuoyunun medya aracılığı ile polis tarafından bilinçli yanıltıldığı ortaya çıktı.
Bu süreçte Alman medyasının almış olduğu tutum Alman basınının tek sesli ve tek renkli olduğunun ispatı niteliğinde. Protesto gösterisinde uygulanan polis şiddetini medya görmemeyi tercih etti. Tüm medya ağız birliği yapmışçasına polis ve OHAL uygulaması yanında yer alarak protestocular radikal sol gruplar olarak yansıttı.
Resmi haber sitelerinde dolaşan iki üç resim ve yorum haber haricinde kapsamlı haber yapılmaması özellikle Gezi Parkı sürecini takip edenlerin dikkatinden kaçmadı. Canlı yayında Taksim meydanına bağlanıp Gezi Parkı olaylarını günler ve haftalarca haber yapan basının, Hamburg konusunda körlük yaşadığını iddia etmek yanlış olmaz. Gezi Parkı göstericileri masum protestocu olurken, Hamburg göstericileri radikal sol terörist gruplar oldu. Türkiye polisi şiddet uygulayan taraf olarak gösterilirken Hamburg polisi kurban ilan edildi. Polis sendikası başkan yardımcısı Klemens Burzlaff o kadar ileri gitti ki, polise yakın mesafeden şişe ve taş atılırsa ölümlerin gerçekleşmesi kaçınılmaz olur dedi. Çifte standarda farklı alanlarda alışık olan Almanya’da yaşayan Türkler, Almanya polisinin ve medyasının bu tutumunu şaşkınlıkla izlemekte.
Alman polisi ve istihbaratı için söylenen ‘sağ gözünde kör’ değiminin ne kadar isabetli bir benzetme olduğu bir kez daha ispatlanmış oldu. Polis ve istihbarat sol grupların ve yabancıların uyguladığı hatalara tavizsiz karşı koyarken, sağcıların uyguladığı ırkçı eylemleri engellemekte NSU cinayetlerinde olduğu gibi maalesef yetersiz kalmakta.
Hristiyan Demokrat Parti’li siyasetçi Wolfgang Bosbach’ın 21 Aralık Protestocularını RAF-teröristlerine benzeten talihsiz açıklaması kayıtlara geçti. Bu denli büyük tehlike olarak görülen olayın medyaya bu kadar az yansıması manidar. Medya, siyaset ve toplum işbirliği yapmışçasına polisin itibar kaybetmemesi için dayanışma sergilemekte. Sol Parti ve Yeşillerden gelen eleştiriler ve OHAL uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğu görüşü cılız kalmakta.
Almanya’da polislik mesleğine duyulan itibar ve güven yüksek. Bu algının devam ettirilmesine ve toplum üzerinde polis otoritesinin sağlanmasında medyanın rolü büyük. Polis her eyleminde haklı pozisyonda gösteriliyor. 2011 yılının Şubat ayında Nazi karşıtı protesto gösterisinde polise yanıcı madde attığı iddia edilen 23 yaşındaki protestocu genç ‘kasten adam öldürme teşebbüsü’ ile yargılanmakta. Davası hala devam ederken olay medyada daha dün haber oldu, yani davanın başlamasından üç sene sonra. Medyanın bu tutumu kendisini NSU cinayetlerinde de gösterdi. Dokuz yıl aydınlatılamayan ırkçı cinayetler medyada uyuşturucu, mafya ilişkileri ve haraç meselesi olarak verilmiş ve özellikle Türk toplumu bu yalan haberlerle yıllarca oyalanmıştı.
Almanya’da medya özgürlüğünün nasıl algılandığı ve uygulandığı önemli. Türkiye’de özgür olmak karşıt olmakla eş değer tutulurken, Almanya’da medya mensuplarının tutumu sorumlu haberciliğin örneği. Türkiye’de olduğu gibi ülke içerisindeki olumsuzlukları dışarı yansıtma, şikayet derecesinde abartarak haber yapma gelenekleri yok.
21 Aralık’tan bu yana süren protesto gösterilerini çok fazla haber yapmayan Alman medyası, Türkiye’nin konuya olan ilgisini haber yapmaktan geri durmadı. Türk Twitter kullanıcıları arasında paylaşım konusu olan Hamburg olaylarında Gezi benzetmesi yapılması Alman merkez sağ medyasının hoşuna gitmemiş gözüküyor. Erdoğan destekçilerinin Hamburg’daki olayları rövanş olarak gördüğünü ve bunu keyifle izlediğini yazan Die Welt gazetesi, Başbakan Erdoğan ve Ak Parti destekçilerini kendi fikri ve özgür iradesi olmayan ‘robotlar’ olarak tanımladı.
Türkiye’de Başbakan Erdoğanı, istikrarı ve güçlü devleti desteklediğinizde robot, Almanya’da Angela Merkeli, istikrarı ve güçlü devleti desteklediğinizde ise özgürlükçü oluyorsunuz. Çifte standart maalesef her söylemde ve eylemde kendini göstermeye devam etmekte.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.