AB,  Almanya,  Ayrımcılık,  Göç,  Hollanda,  Türkiye,  Uncategorized

Transatlantik ilişkilerdeki kırılma ve Türkiye

Panavrupa Birliği’nin kurucusu Richard Coudenhove-Kalergi Birinci Dünya Savaşı sonrasında yıkılan Avrupa’nın tekrar inşası için 1922 yılında kaleme aldığı Panavrupa-Birliği kuruluş metninde Avrupa sorununu üç kelimede anlatıyor: Birleşme veya Çöküş!’ Bu üç kelime yaklaşık yüz yıl sonra dahi Avrupa’yı tanımlıyor. Avrupa, entegrasyon sürecini sağlıklı yürütemediği anlarda çöküşünü yüksek sesle tartışmaya başlıyor.

Avrupa fikri hayata geçirilmesi için iki dünya savaşı ve yaklaşık 70 Milyon asker ve sivil hayatını kaybetmesi gerekecekti. İki dünya savaşı sonucunda birbirinden daha da uzaklaşan doğu ve batı arasında Avrupa için etki alanı açılacaktı. Winston Churchill 1946’da Zürih’te üniversite öğrencilerine yaptığı konuşmada ‚Avrupa Birleşik Devletlerini’ kurmayı öneriyordu. Avrupa’nın yeniden inşası yolunda ilk adımın Almanya ve Fransa arasındaki dostluk ilişkisinin tesisi olduğunu vurguluyordu. Federal Almanya Cumhuriyeti kurucu Şansölyesi Konrad Adenauer ve dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman gibi vizyoner siyasetçilerin olduğu dönemde kurulan Avrupa Birliği’nin bugün en büyük sorunu lidersiz ve vizyonsuz kalması. Uzun süredir Türkiye’ye karşı yürütülen siyaset bu vizyonsuzluğun sembolü niteliğinde.

AB ülkeleri kendi içerisinde entegrasyon sürecini derinleştirmek yerine fikir ayrılıklarını ön plana çıkarmayı tercih ederek çöküşün sinyallerini veriyor. Avrupa Birliği’nin neredeyse tek lideri konumunda olan Merkel iktidarı en zayıf dönemini yaşıyor. Merkel hükümeti dış siyasette etkin politika izlemeyi tercih ederken iç siyasetteki popülist ve kısır tartışmaların önüne geçmeyi planlıyor. Türkiye ile yakın işbirliği bu bağlamda Türkiye için faydalı olduğu kadar Almanya için de öncelikli bir konu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ALMANYA ZİYARETİ

1993 yılında Avrupa Birliği’ne dönüşen Avrupa Ekonomik Topluluğu ilk komisyon başkanı Walter Hallstein 1963 yılında Ankara’da Türkiye ile imzalanan ortaklık anlaşması vesilesiyle yaptığı konuşmada ‚Bugün politik açıdan büyük öneme sahip bir olaya tanıklık ediyoruz. Bu sürecin en derin anlamı budur. Bu süreç, en çağdaş şekliyle coğrafi bir önermenin kısaltılmış bir ifadesinden ya da birkaç yüzyıldır geçerli olan tarihi bir gözlemden daha fazlası olan bir gerçeğin teyit edilmesi olarak düşünülmelidir. Türkiye, Avrupa’ya aittir.’ demişti. 55 yıl önce kurulan bu cümleler bugün geçerliliğini sürdürmekle birlikte eksik. Türkiye, çok kutuplu dünya düzenine doğru yol alırken stratejik konumu, geliştirdiği diplomatik yetkinliği ve devlet geleneği itibarıyla sadece Avrupa’ya ait kalamayacak kadar önemli.

Türkiye’nin Almanya ziyareti haftalar öncesinden planlanmaya başlandı. Federal Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’in devlet töreni ile karşılanan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Bellevue Sarayı’nda ağırlandı ve iki günlük resmi görüşmelerin ardından Köln’de bulunan ve Almanya’nın en görkemli camisi olan DİTİB Merkez Camii’nin açılışına katılarak Türk toplumu ile buluştu. Almanya Cumhurbaşkanı yabancı devlet adamlarını çok sık askeri tören ile ağırlamıyor. Almanya’da en son 2017 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping devlet töreni ile ağırlanmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımızın en üst düzeyde misafir edilecek olması Almanya’nın Türkiye ile ilişkileri düzeltme arzusunun samimiyetinin göstergesi.

Almanya’nın Türkiye ile yakınlaşma politikasının ardındaki Trump faktörü önemli. Trump, BM Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşmada AB ile neredeyse her konuda farklı düşündüğünü bir kez daha kanıtladı. İran’a uyguladığı baskı, globalleşme karşıtlığı, ticaret savaşındaki kararlılığı, uluslararası anlaşmaları ayaklar altına alması ve milliyetçi tutumunu bir kez daha teyit etti. Trump BM’deki konuşmasında bir kez daha Almanya’nın kendini Rus gazına bağımlı hale getirdiğini iddia ederek Almanya karşıtı tutumunu sürdürmeye, Almanya’yı tehdit etmeye devam etti. Merkel hükümetinin ABD ile yaşanan güven bunalımının kısa sürede atlatılamayacağının farkında. Federal Dışişleri Bakanı Maas kısa süre önce yaptığı açıklamada ‘birçok kişi Trump sonrası dönem herşeyin normalleşeceğini savunuyor. Bu bence yanlış tespit. Transatlantik ilişkilerde yapısal değişikliklere şahitlik etmekteyiz. Bu dönüşüme Almanya olarak ve özellikle Avrupa olarak stratejik hazırlıklı olmalıyız’ dedi.

ATLANTİK İLİŞKİLERDEKİ GERİLİM FIRSAT

Merkel, başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın geleceğini belirleyecek unsurun Avrupalı siyasetçilerin ön görüsü ve vizyonu olduğunun farkında. Ve Avrupa’nın kaderini belirleyecek olanın Almanya’nın kaderi olduğunun da. Transatlantik ilişkilerde oluşan çukur Avrupa’nın liderliğini üstlenmiş Merkel’i yalnızlaştırıyor. Avrupa içerisinde büyük düşünen ve Avrupa’nın dağılmamasını tutkuyla savunan lider az. Merkel hem Almanya, hem de Avrupa içerisinde oldukça yalnız. 2015 yılından bu yana gelen mültecileri varoluşsal krize dönüştüren Avrupa gerçek sorunlarına çözüm üretmekte yetersiz kalıyor.

Avrupa Birliği İran ile yapılan nükleer anlaşmanın bozulmaması ve AB ile İran arasında ithalat ve ihracat ödemelerinin yapılabilmesi için yeni bir finansal mekanizma kuracağını açıkladı. Hedef İran ile meşru ticaret kanallarını bölgesel ve uluslararası ortaklarla açık tutmak ve Trump’ın yaptırımlarının etkisini kompanse etmek. Türkiye İran konusunda AB ile aynı pozisyonu paylaşıyor. Suriye krizinin tamamen dışında kalan ve Suriye krizini mülteci konusuna indirgeyen AB, Türkiye’nin bölgedeki sorunun çözümünde Rusya ve İran’la birlikte kilit rol oynadığının bilincinde. Merkel hükümeti Türkiye’nin ABD ile yaşadığı siyasi kriz sonrası ekonominin etkilenmesine Avrupa kamuoyunda uyarıcı açıklamalar yaparak oluşabilecek tehlikelere dikkat çekti. Siyasi ve ekonomik istikrarlı bir Türkiye’nin Almanya ve Avrupa’nın çıkarına olduğunu defalarca dile getirerek bu konudaki desteğini yineledi. Türkiye ile siyasi, ticari ve askeri ilişkileri geliştirmek AB’nin ABD’den bağımsız dış politika üretmesinin ve bölgesel etkinliğini arttırmasının önünü açacak bir unsur. Terör, mülteciler ve yaşanan ekonomik krizlerin yol açtığı istikrarsızlık AB’ini doğrudan etkiliyor. Almanya uzun süreli içe kapanma sonrası Türkiye ile yakınlaşarak yeni bir Avrupa dış politika vizyonu ortaya çıkartabilir. Türkiye ile yürütülen müzakere sürecinden bağımsız, ikili ilişkilerin derinleştirilmesi Türkiye ile beraber Avrupa Birliği’ni de güçlü kılacaktır.

https://www.yenisafak.com/hayat/transatlantik-iliskilerdeki-kirilma-ve-turkiye-3398898

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.