Türkiye

Soma; Türkiye’ye düşen ateş

Millet olarak zor süreçten geçiyoruz. Her konuda politize olduğumuz, aklın ve vicdanın uyuşukluk yaşadığı bir dönem bu. Ülkemin insanı dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın aynı ruh halini barındırıyor üzerinde.
Büyük acı yaşıyoruz. Soma’da şehit olan vatandaşlarımız ile birlikte biz de insanlığımızdan utandık. Her birimiz kendimize bu ölümlerde toplumsal sorumluluğumuzun, ihmalkarlığımızın olup olmadığını sorduk. Yüreklere düşen bu ateş kolay kolay sönmeyecek. Anaların, babaların, evlatların feryatları ve gözyaşları toplumsal hafızaya kazınacak. Soma faciasının oluşturduğu toplumsal travmayı kolay atlatamayacağız.
Yapılan hataların sorumluluğunu öncelikli olarak o hatayı yapan çeker. Bu faciaya yol açan bir ihmalkarlık söz konusu ise hesabı sorulmalı, sorumlular hak ettikleri şekilde cezalandırılmalı. Türkiye’de son süreçte herşey siyasallaştırıldığı gibi, bu elim olayda da „Başbakan istifa“ sesleri yükseldi. Devletin kontrol mekanizmalarının çalıştırılması, gereken yasal düzenlemelerin yapılması ve uygulanmasının takibi tabi ki devletin sorumluluğunda, ancak her eksikliğin dönüp dolaşıp sayın Başbakan’ın şahsından sorulması anlaşılır bir ruh hali değil.
Millet olarak son bir buçuk yıldır olaylara vermiş olduğumuz refleksleri soğukkanlı izlediğimde her sınavda kötü not alıp suçu öğretmenine veya aynı sırada oturduğu arkadaşına atan yaramaz ve tembel cocuk psikolojisine benzetiyorum. Ülkede son 12 yıldır yolunda gitmeyen her işin sorumlusu gerçekten Başbakan mıdır? Devlet dairesindeki amirin, görevini en iyi şekilde yerine getirmekle sorumlu olan memurun, okuldaki öğretmenin, hastanedeki doktorun, mahkeme salonundaki hakimin, savcının, avukatın, işverenin veya işçinin hiç mi suçu yok? Hangi işimizi çok doğru, sorumlulukla, yüksek iş ahlakı ile yapıyorduk da Ak Parti geldi bu düzeni bozdu? Tam aksine 12 yıldır düzeltmek için Sayın Başbakanın öncülüğünde yüksek performans gösterildi ama hala eksiklikler var, hala gidilecek çok yol var. İhtiyacımız olan istikrar, akıl ve erdem.
Muhaliflerin bağırıp çağırmaları, sokaklarda vandalizm yaratmaları, özgürlük talepleri okadar yalan geliyor ki, toplumun genelinde karşılık bulmuyor. Türk toplumu olarak ne zaman bireyselleşeceğiz, hatalarımızın da başarılarımızın da kendimizden olduğunu kabul edeceğiz, oturduğumuz koltukların aynı zamanda sorumluluk getirdiğini anlayacağız? Hep başkaları suçlu, hep başkaları hatalı, başkaları ahlaksız, başkaları eksik ve beceriksiz. Bu nasıl bir toplumsal ruh halidir? Anlamakta zorluk çekiyorum.
Bir tarafdan Batı demokrasisi istiyor, diğer taraftan şark kurnazlığını kimseye bırakmıyoruz. Etik davranmayı, kuralların ve yasaların uygulanmak için çıkarıldığını ne zaman anlayacağız bilmiyorum. Batı toplumlarında birey, insan hayatı ve insan hakkı tüm değerlerin üzerindedir. Tabi ki Batı toplumlarında da insan hakları ihlalleri oluyor ama aynı zamanda bunlarla mücadele de oluyor. Foseptik çukuruna düşen çocuğun ölümünde orda çalışan işçinin hiç mi suçu ve sorumluluğu yok? Birey ‚doğru’ olmadığı müddetçe toplum da düzelmez.
Millet olarak insan canına gerçek anlamda değer vermeyi öğrendiğimizde muhalefetin sokaklarda yükselen sesi de, iktidarın gücü de anlam kazanacak. Kimse kimsenin üzerine suçu ve sorumluluğu atmasın. Kendi hataları ve eksiklikleri ile yüzleşemeyen toplumlar, bireyler ilerleme kayıt edemez.
Sağlıklı demokrasiler sağlıklı ve güçlü muhalefet ile yaşar. Muhalefet komadayken herşeyi iktidardan beklemek etik değil. 17 Aralıktan bu yana Batı medyasına servis edilen haberler, dedikodu medyacılığına soyunan paralel medyacılar, ülkemizin itibarını, siyaset mefhumunu katletti. Kendi Başbakanını, Cumhurbaşkanını, milletini ve değerlerini bu kadar ayaklar altına aldıran başka ülke medyası ve entelleküelleri var mıdır acaba? Dünyanın önde gelen medya kuruluşlarının haberlerini takip ettiğimde, Türkiye adına yazılanlardan utanç duyuyorum. Bu utanca sebebiyet veren ve zemin hazırlayan sözde vatanseverlere ise acıyorum.  

Türkiye’de yaşanan bu siyasi cinnet halinden milletçe uyanmalıyız. Bu git gide tırmanan gerginlik ne milletimize, ne de ülkemize huzur getirecek. Bunun vebali toplumu oluşturan bireyin, yani hepimizin.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.