Almanya,  Ayrımcılık,  Göç,  Koruyucu aile

ALMANYA’DA YAŞANAN KORUYUCU AİLE DRAMI

Federal Almanya’da ailenin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler bulunmasına ve çocukların bakım ve eğitiminin, anne ve babanın doğal hakkı ve en önde gelen yükümlülüğü olduğu vurgulanmasına rağmen Gençlik Daireleri, ‘çocuğun yüksek yararı ve selameti’ (kindeswohl) gerekçesiyle bazı aileleri mağdur etmekte. Cinsel istismar, şiddet, psikolojik baskı, bakımsızlık gibi durumlarda çocuğa tanınan hakların devreye girmesi ve devletin çocuğun gelişimi için seferber olması sosyal devletin önemli bir kazanımı ancak Alman Gençlik Dairelerindeki sorunlar, sosyal hizmet uzmanlarının yasaların onlara verdiği geniş yetkileri suiistimal etmesinden kaynaklanıyor. 

Koruyucu aile sistemi önemli fakat işleyişi sorunlu

Her ne kadar Gençlik Daireleri Türk toplumunun gündemine medyaya yansıyan bazı tartışmalı uygulamalar ile girmiş olsa da, sorun yaşayan sadece Türk ve göçmen aileler değil. Almanlar arasında da Gençlik Dairesinin uygulamalarına ‘Kinderklau’-‘Çocuk hırsızlığı’ adı altında tepki büyük. Sorunlu uygulamalar defalarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve Avrupa Parlamentosu gündemine taşındı.

Son yıllarda artan boşanma oranları, yoksulluk, madde bağımlılığı ve düzensiz hayat savunmasız olan çocukların yaşamını olumsuz etkiliyor ve koruyucu ailede büyüyen çocuk sayısının yükselmesine yol açıyor. Bunun yanı sıra Gençlik Dairelerinde memurların elinde bulundurduğu geniş yetkilerin, memurlar tarafından suiistimal edildiği, zaman zaman tehdit ve baskı unsuru olarak kullanıldığı gözlemleniyor. Almanya Federal Cumhuriyeti, farklı nedenlerle biyolojik ebeveynlerinden uzakta yetişmesi gereken çocukları iki şekilde gözetiminde tutuyor; çocuk esirgeme kurumları veya koruyucu aile üzerinden. Göçmen kökenli koruyucu aile oranı %10’un altındayken devletin el koyarak bakımını koruyucu aileye devrettiği her üç çocuktan biri göçmen kökenli. Bu oran, sayıları oldukça yüksek olan ve anne-babası veya kendisi Alman vatandaşı olan çocukları kapsamıyor. Öte yandan göçmen kökenli çocukların hangi ülke kökenine sahip olduğuna dair bir istatistiki veri de bulunmuyor. Devletin geçici süreliğine el koyduğu Türk kökenli çocukların oranı net bilinmemekle birlikte, Türk koruyucu aile oranlarının oldukça düşük olduğu gerçeği, dramatik olayların yaşanmasına sebebiyet veriyor. Çocukların ailelerinden koparıldığı, kasıtlı olarak Müslüman olmayan veya eşcinsel koruyucu ailelere verildiği gibi iddialar ise oldukça yaygın.

Koruyucu ailede yetişen çocuk sayısı artıyor

Sol Parti’nin Federal Parlamentoya verdiği soru önergesinde bakıma muhtaç çocukların durumu ile ilgili 3 Nisan 2019’da (19/8992) Almanya’yı kapsayan çarpıcı veriler açıklanıyor. Almanya’da yaklaşık 180 bin devlet koruması altında çocuk ya koruyucu aile yanında, ya da çocuk esirgeme kurumunda. Koruma altına alınan çocukların yaklaşık %57’si boşanmış ailenin çocuğu. Koruyucu ailede bulunan çocukların sayısında son 9 yılda %35, çocuk esirgeme kurumunda kalan çocukların oranında ise %46 artış gözlemleniyor. 2008’de koruyucu ailede olan çocuk sayısı 60 bin 347 iken sayı düzenli olarak artarak 2017’de 81 bin 412’e ulaştı. Çocuk esirgeme kurumunda kalan çocukların sayısı 2008’de 68 bin 629 iken bu sayı 2014’e kadar 86 bin 274’e, 2014-2016 arası ise 107 bin 052’ye çıktı. Yurtta kalan çocukların oranındaki artışın bir sebebi de 2015 sonrası savaştan kaçarak Almanya’ya gelen, reşit olmayan, kimsesiz veya anne babasının bakamadığı Suriyeli çocuklar.

Koruyucu aile sisteminin finansal boyutu çoğu kez göz ardı edilse de oldukça önemli. Çocuk esirgeme kurumunda kalan bir çocuğun devlete maliyeti aylık yaklaşık 3600 Avro iken, koruyucu ailede kalan çocuğun maliyeti çocuğun yaşına göre farklılık göstermekle birlikte yaklaşık 900 Avro. Eğer koruyucu aile pedagojik kalifikasyon sahibiyse devletin ödediği ücret iki katına çıkabiliyor. 2017’de koruyucu ailedeki çocuklara harcanan bütçe 1,2 Milyar Avro, çocuk esirgeme kurumunda kalan çocuklara harcanan ise 5 Milyar Avro. Devlet, özellikle 0-14 yaş arasındaki çocukların koruyucu ailede kalmasını sadece pedagojik gerekçelerle tercih etmiyor, düşük maliyetli olması nedeniyle de önceliyor. Bu sistem zamanla meslek olarak ‘profesyonel’ koruyucu aileler üretti.

Sosyal hizmet uzmanları ailelerin kaderini belirliyor

Bilim ve internet çağında az çok devlet kurumları da değişim ve dönüşümden istifade ederken, Alman Gençlik Daireleri kurumsal ve hukuksal yapısı ile değişime adeta meydan okuyor. Gençlik Dairelerinin günümüzdeki kurumsal yapısını anlamak için geçmişten bugüne tarihsel gelişimini bilmekte fayda var.

Günümüz Gençlik Dairelerinin temeli 1922’de kabul edilen ve 1924’de yürürlüğe giren İmparatorluk Gençlik Refahı Yasası (Reichsjugendwohlfahrtsgesetz) ile atıldı. O dönemde Almanya’nın içerisinde bulunduğu ekonomik kriz ve belediyelerin mali durumu nedeniyle yapılan reform koruma altındaki çocuklara yansımasa da, Gençlik Dairelerine yasal ve hukuki bir zemin kazandırdı. Koruyucu aileler o döneme kadar fakir ailelerin çocuklarını ‘ucuz işgücü’ gibi gerekçelerle alıyorduysa da, 30’lu yıllarda bu anlayışın yerini ‘çocuklarına el konulan ailelerde annelik görevinin yerine getirilmemesi’ gibi daha geçerli argümanlar dile getirilir oldu. Almanya’nın siyasi, sosyal, kültürel hayatını baştan sona yeniden düzenleyen nasyonalsosyalizm ideolojisi, Gençlik Dairelerini de etkisi altına aldı. Hitler döneminde koruyucu ailelere ‘Alman ırkından’ olma şartı getirilmesi yanı sıra, koruyucu aileler koruma altındaki çocukları ‘nasyonalsosyalizm ideolojisine’ uygun yetiştirme taahhüdünde bulunuyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonrası sistem yeniden reform edildi. Almanya’nın ekonomik kalkınma yılları olan 1950 sonrası yıllarda Gençlik Daireleri, ailesi olmayan veya evlilik dışı doğan zor şartlardaki çocukları ‘düzgün’ ailelere veren bir kurum olarak görevini sürdürdü. 1970 ve 80’li yıllarda hız kazanan sosyal sorunların bilimselleştirilmesi ve çocuk esirgeme kurumunda yetişen çocuklar ile koruyucu ailede yetişen çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, istikrarlı aile ortamının çocuk gelişimindeki önemini ortaya çıkardı. Bilimsel tartışmalar ve büyükşehirlerdeki kent hayatı koruyucu aile olan kitleyi de dönüştürdü. Daha çok orta sınıf ve üstü aileler koruyucu aile olmayı tercih etmeye başlamasıyla, ‘koruyucu aile’ mefhumunun güç kazanması sağlandı.

Devlet, 1980’li yıllara kadar koruma altına aldığı çocukların ailelerine otoriter ve tavizsiz bir tavır sergiliyordu. Ailelerinin ne düşündüğü ve ne hissettiği pek umursanmıyor, öz anne veya babanın ancak arada bir çocuğunu görmesi sağlanıyordu. 80’lerden sonra, doğduğu ailenin değerlerinden ve yaşam tarzından tamamen kopartılan çocukların geçmişlerini tanıma hakkı olduğunu ve ailelere saygı ile muamele gerektiği fikri yaygınlaştı. 1990’lı yıllar çocuk esirgeme kurumlarının reform edildiği ve ‘aile ortamını’ önceleyen pedagojik konseptlerin hayata geçirildiği bir dönem oldu ve koruyucu aile sisteminin de yaygınlaştırılmasına yol açtı.

Artan ön yargı ve ayrımcılık Gençlik Dairelerinin tutumunu olumsuz etkiliyor

Çocukların, doğduğu ailede kendi kültür ve inancına uygun yetiştirilmesi anne babanın hem hakkı, hem de görevidir. Koruyucu aileye verilen çocuklar arasındaki göçmen oranının yüksekliği dikkat çekici olmakla birlikte, çocukların köken aile dini, dili ve kültüründen uzak yetişmesi endişeleri beraberinde getiriyor. Türk ailelerinde yaşanan koruyucu aile dramı güvensizlik, önyargı, kurumsal ırkçılık ve İslam düşmanlığı gibi farklı sebeplerden kaynaklanıyor. Medyaya yansıyan koruyucu aile vakalarında göründüğü üzere, Türk ailelerinin neredeyse tümü çocuklarına haksız sebeplerden el konulduğu ve Türk çocuklarının sistematik bir şekilde asimile edildiği yönünde görüş hâkim.

En çarpıcı ve dramatik olaylardan biri 2018’de Kassel kentinde gerçekleşti. Gençlik Dairesi, 17 yaşındaki Aleyna Taşkın’ın üç aylık oğluna bakamadığı ve bu nedenle gelişiminin tamamlanamadığı gerekçesiyle işlem başlattı. Savaş bir buçuk yaşına geldiğinde aileden alınarak Alman koruyucu aileye verildi. Bu süreç içerisinde dedesi, anneannesi ve teyzesinin koruyucu aile olma yönündeki başvuruları Gençlik Dairesi tarafından cevapsız bırakılarak Savaş bebek, Alman bir ailenin himayesine verildi. Ciddi bir hastalığı olmayan Savaş bebek bir gece hastaneye kaldırıldı ve orada hayatını kaybetti.

Gençlik Dairelerinin el koyduğu çocuklar yoksul ailelerden

Koruma altındaki çocukların aile geçmişine bakıldığında, %78 gibi ezici çoğunluğun yoksul, devlet yardımı ile geçinen ailelerden geldiği görülüyor. Öte yandan koruyucu aileye verilen çocukların %55’i boşanmış anne babanın çocuğu. Toplumsal ve sosyal politik bir sorunu yansıtan bu veriler şu soruyu sormayı mecbur bırakıyor: Sosyal hizmet memurları korunma altına aldığı çocukların ailelerini sınıfsal ve sosyoekonomik bir ayrımcılığa mı tabi tutuyor?

Almanya’da ilginç bir şekilde yoksulluk çocukların hem okul başarısında, hem de aile hayatında önemli bir etken oluşturuyor. İstatistikler incelendiğinde az gelirli ailelerin çocukları okulda daha kötü not alıyor, devlet korumasına alınan çocuklarda olduğu gibi daha sık ve kolay ailesinden kopartılıyor. Öğretmen ve devlet dairelerinde çalışan memurları oluşturan orta sınıfın yoksul insanlara karşı önyargılı yaklaşımları belirleyici. Yoksulluk, yoksul olanın ‘beceriksizliği ve suçu’ gibi görülmesi, yoksul ailelerle irtibatta olan uzmanların empati kurmasını ve ailelerin durumunu anlamasını zorlaştırıyor. Buna bir de dil bilmemek ve göçmen kökenli olmak eklenince, mağdur taraf muhatap bulmakta ve sesini duyurmakta çaresiz kalıyor.

Sosyal hizmet uzmanlarının Müslüman ailelerde dini ve kültürel farklılıkları dikkate almaması, Alman kültürünün öncü kültür ‘Leitkultur’ olarak dayatması, siyasetin ve medyanın dilinde Müslüman topluma karşı önyargıların beslenmesi iletişimi zorlaştırıyor. Savaş bebek örneğinde olduğu gibi aileler hukuki haklarını savunamıyor veya savunmasını bilmiyor, alınan çocuklarda hukuki süreç başlatıldığında devlet dairesine karşı mücadele etmek ailelerin imkânlarını zorluyor, çaresiz ve muhatapsız bırakıyor. Alman Gençlik Dairelerini, koruyucu aileleri ve çocuğu elinden alınmış göçmen ailelerin sivil inisiyatifler ile bir araya getirilmesi ve yaşanılan acı tecrübelerden ders çıkartılması oldukça önemli. Söz konusu, masum ve savunmasız çocukların ‘yüksek yararı ve selameti’. Kindeswohl diye ifade edilen bu ‘yüksek yarar ve selamet’ bazı örneklerde çocukların canını alıyor, ailelerin canını yakıyorsa bu sorun görmezden gelinemez. Sivil inisyatiflerin desteklenmesi, Alman Gençlik Dairelerinde görev yapan sosyal hizmet uzmanlarını göçmen kökenli ailelerin hassasiyetlerini gözetmeye mecbur bırakacaktır. Aksi taktirde çocuklarımızın geleceğini sosyal hizmet uzmanlarının keyfi uygulamalarına terk etmiş oluruz ki bunun vebali çok büyük olur.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.