AB,  Almanya,  Ayrımcılık,  Göç,  Hollanda,  Mülteci,  Türkiye,  Uncategorized

‘Germany First’ Merkel’e Kaybettirecek

Şansölye olarak dördüncü dönemini yaşayan Merkel siyasi hayatında parti içinde bir çok güç mücadelesini kendi lehine çevirebilmiş bir siyasi figür. Soğukkanlı ve tepkisiz görüntüsü altında iç siyasette rakiplerini acımasızca bertaraf etme yeteneğine sahip. 1989 yılında başlayan siyasi hayatı ve 13 yıllık şansölye dönemi bunun kanıtı. CSU Lideri ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in ‘Benim sayemde şansölye olan birinin beni görevden almasına izin vermeyeceğim’ sözü Merkel’in kolay hazmedebileceği bir cümle değil. Merkel, hükümet ortağının tehditleri karşısında şimdilik geri adım atmış olsa da, Horst Seehofer ismi de Merkel’in siyasi mücadele hayatında sonunu getirdiği siyasetçiler listesine eklenecek mi zaman gösterecek!

Merkel’in İmtihanı: Mülteci Krizi

2015 yılında Avrupa Birliği ülkelerinin yüzleşmek zorunda kaldığı mülteci akımı Avrupa’yı ve Almanya’yı kalıcı şekilde değiştirdi. Merkel’in yüzbinlerce mültecinin Almanya’ya akın etmesi bağlamında kullandığı ‘Biz başarırız’ cümlesi o dönem kısmen olumlu karşılansa da, muhalefet ve parti içi rakipleri tarafından en çok suistimal edilen cümlesi oldu.

Almanya’daki siyasi iklim uzun süredir bulanık. Eylül 2017’de yapılan federal seçimler merkez partilerin hezimeti ile sonuçlandı. 2013 yılında Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU’nun %41.5 olan oyu 2017’de %33’e düştü. CDU tarihinde daha düşük oy oranı %31’i en son 1949 yılında görmüştü. Sosyal Demokrat Parti SPD’de 2013’de %25,7 olan oy oranını 2017’de %20,8’e düşürerek tarihinde en başarısız seçim sonucunu almış oldu. Merkez partilerin kaybettiği oylar yeni kurulan ırkçı AfD partisine kazandırdı ve 2013’de baraj altı kalan bu parti 2017’de %12,6 oy alarak ana muhalefet partisi oldu. 12 yıldır şansölye olan Merkel uzun uğraşlar sonrası CDU/CSU ve SPD’nin oluşturduğu büyük koalisyon hükümetini kurabildi ancak Merkel’in eli hem koalisyon içerisinde, hem de ülke genelinde oldukça zayıfladı.

Mülteci sorunu Avrupa Birliği ülkeleri ve Almanya’nın kendi kendine üretmiş olduğu suni bir kriz. Dünyada en çok mülteciyi misafir eden ülke 3,5 Milyon ile Türkiye.  Pakistan ve Uganda Türkiye’yi takip ediyor, nüfusa oranla en çok mülteciyi barındıran ülke ise Lübnan. Verilere bakıldığında mülteci krizinin Almanya’da oluşturduğu rahatsızlık psikolojik olarak çok yüksek ve ciddi bir algı yönetimi gücüne sahip. Bir milyon nüfusa düşen mülteci sayısı Yunanistan’da 5295, Kıbrıs’ta 5235, Lüksemburg’da 3931, Avusturya’da 2526 ve Almanya’da sadece 2402. Dünyanın dördüncü büyük GSYH’sına sahip olan Almanya’da kamuoyu ve iç siyasette sürdürülen tartışmalar ironik şekilde ülkenin mülteciler yüzünden batmanın eşiğinde olduğunu yansıtıyor.

Irkçı Parti CSU ile Nazilerin Partisi AfD’nin rekabeti

Irkçı seçmenlerin oylarına talip olan CSU, Nazi söylemlerini içselleştirmiş AfD ile rekabet halinde. İki partide Merkel üzerinde baskı oluşturuyor. Seehofer’in Merkel’e verdiği ültimatom Merkel’in siyasi manevra kabiliyetini minimize etti. Seehofer Merkel’i Avrupa düzeyinde çözüm yerine ulusal çözüm bulma yönünde tehdit ediyor. Bu atmosferde AB Mülteci Zirvesi’ne katılan Merkel, kurmuş olduğu hükümetin neredeyse yıkılmanın eşiğine geldiğinin farkında. Seehofer’in tehditlerine yenilen Merkel Avrupa Birliği ülkelerinin onayını alarak mültecileri Almanya dışında tutabilirse hükümetin ömrünü uzatmış olacak. Mülteci akımının Almanya’ya devam etmesi durumunda hükümetin yıkılma, erken seçime gidilme olasılığı dahi gündemde. Tarihi ortaklar CDU ile CSU’nun siyasi anlaşmazlık yaşayarak ortaklığını bitirmesi CDU kurmayları tarafından kabul edilebilecek bir adım değil. Bu karar hem CDU’yu federal düzeyde güçsüzleştirir, hem de CSU’yu AfD’nin kucağına iter. Böyle bir durumda tek kazananın AfD olacağı ve ırkçı seslerin güçleneceği aşikar.

14 Ekim’de gerçekleşecek olan Bavyera Eyalet Parlamento seçimlerinde AfD’ye seçmenin yönelmesini engellemek isteyen CSU federal hükümeti tehlikeye atmaktan çekinmiyor. CSU’nun popüler lideri Franz Joseph Strauss’un ‘CSU’nun daha sağında meşru bir siyasi parti olmamalı’ tarihi sözüne uygun şekilde AfD’nin mülteci düşmanlığına destek olarak oyları ırkçı AfD’ye kaptırmamayı umuyor.

‘Germany first’ söylemi Almanya’yı Avrupa içerisinde zayıflatır

Merkel, Türkiye ile yapmış olduğu Mülteci Anlaşması ile o günlerde yaşanması olası bir hükümet krizini önlemiş, mülteci sayılarının azalması ile iç siyasetteki muhalif sesleri geçici olarak susturmayı başarmıştı. Avrupa içerisinde çözüm isteyen Merkel, ulusal çözümü önceleyen Seehofer’e karşı ilk yenilgisini yaşadı ve hükümet krizi oluşmaması için Seehofer’in taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Seehofer’in tehditleri doğrultusunda Merkel’in kabul ettiği üç madde şöyle: Avusturya-Almanya sınırında kurulacak olan ‘sınır rejimi’ ile başka AB ülkesinin sorumlu olduğu mültecilerin Almanya’ya girişinin engellenmesi, sınırda Transit-Merkezlerinin kurulması ve bu merkezlerde toplanan mültecilerin (Almanya’nın üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalar kapsamında) o ülkelere geri yollanması ve anlaşmanın son maddesi olarak üçüncü ülkelerin mültecileri kabul etmemesi durumunda bu kişilerin Avusturya’ya geri yollanması.

Merkel, Brüksel’de gerçekleştirilen zorlu AB Mülteci Zirvesini Alman kamuoyuna başarı olarak yansıttı. Merkel açıklamasında 14 AB ülkesinin Almanya ile geri kabul anlaşması imzalamaya hazır olduğunu duyurdu. Bu açıklamanın yapıldığı günün ertesi Çek Cumhuriyeti Lideri Babis Merkel’in sözlerini ‘tamamıyla saçmalık’ olarak nitelendirirken, Polonya mülteci politikamızı değiştirmeyeceğiz açıklamasını yaptı ve Macaristan lideri Orban’da Merkel’i yalanladı. Bu durum Merkel’in Avrupa Birliği ile İçişleri Bakanı Seehofer arasında kaldığının açık göstergesiydi.

Merkel’in güç kaybetmesi Avrupa Birliği’nin yararına olmaz. Almanya içerisinde AB’nin bütünlüğü ve birliği için son yıllarda Merkel’den çok mücadele eden ikinci lider yok. Bu sebepledir ki Fransa Cumhurbaşkanı Macron’da Merkel’i en önemli müttefiki olarak görüyor. Macron, Avrupa’da hedeflediği siyasi reformları ancak Merkel liderliğindeki Almanya ile gerçekleştirebileceğine emin. Mülteci krizi Macron için öncelikli bir konu değil, mülteciler Fransa’yı İngiltere’ye geçiş ülkesi olarak görüyor. Avrupa Birliği’nin sorunu olan mülteci sorunu, Merkel’in siyasi geleceği ile özdeşleşmiş bir konu olarak güncelliğini koruyor.

Merkel şimdiye kadar iç siyasette gücünü Almanya’nın Avrupa Birliği’ndeki güçlü konumundan, Avrupa Birliği içerisindeki gücünü ise Almanya içerisindeki otoritesi ve gücünden aldı. Şimdilerde iki tarafta Merkel’in gücünü sorgular pozisyonda. İç siyasette zayıflayan Merkel, Avrupa Birliği içerisindeki taleplerine destek bulmakta zorlanacağa benziyor. İtalya ve Avusturya yanı sıra Çek, Macaristan, Polonya ve Slovakya gibi Vişegrad ülkeleri popülist siyaset izlerken Avrupa Birliği yerine kendi ulusal çıkarlarını önceliyor. Merkel Seehofer’in tehditleri yanı sıra kendi çıkarlarını önceleyen Avrupa Birliği ülkelerinin tehditleri ile de yüzleşiyor.

Merkel pragmatizmi bu sefer kaybettirebilir

Merkel 13 yıllık şansölyeliği süresince merkez siyasetin taleplerini kendi bünyesinde eritmeyi bildi ve böylelikle iktidar gücünü pekiştirdi. 2005 yılında iktidar olduğunda liberal reform politikaları ile dikkat çekerken daha sonraki yıllarda sol partilerin güçlendiği süreçte sosyal politikalara ağırlık verdi ve SPD ile Sol Parti’nin gücünü azaltmayı başardı. 2015 yılında mülteci akımı başladığında soykırım geçmişi olan bir Almanya’ya muhtaç insanlara kapılarını açmak yakışır diyerek mültecileri ülkeye alırken, AfD’nin güçlendiği yerde radikal sağ politikaları özümseyerek mülteci haklarını kısıtlayan iki kanun paketinin geçmesini sağladı. Her ne kadar AfD ve Sol Parti hükümet ortağı olmasa da, Merkel’in iktidar mücadelesinde kazanan onların söylem ve politikaları oldu.

Merkel bugün Almanya’da yaşadığı siyasi krizi muhtemeldir ki Türkiye ile yapmış olduğu Mülteci Anlaşması olmasaydı 2016 yılında yaşayacaktı ve akabinde belki seçimleri dahi kaybedecekti. Her ne kadar Almanlar nankörlükte dünya şampiyonu olsa da vurgulamakta fayda var; o dönem Merkel’in iktidarını koruyan Türkiye oldu. Mülteci Anlaşmasının devam etmesi Merkel için hayati önem taşıyor. Bu dönemde de Avusturya’nın tutumu Merkel’in kaderini belirleyici olabilir. Popülist lider Kurz Almanya’nın desteğini riske atmamak için Avusturya’nın ulusal çıkarlarına karşı şahsi siyasi çıkarları için Merkel’in ikinci kurtarıcısı olabilir.

https://www.yenisafak.com/hayat/germany-first-merkele-kaybettirecek-3383145

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.