Türkiye

Diyalogdan monologa: Dershaneler!

Son günlerde Türkiye’de tuhaf şeyler olmakta. Özgürce her konuyu tartışabiliriz ve eleştirebiliriz derken yeni kutsallarımız oluştu:Dershaneler.
Eğitim kurumu olmaktan çok öte anlam yüklenen bu kurumlar, saldırgan bir refleks ile savunulmakta. Dershanelerin eğitim sistemi için önemi veya önemsizliği bir yana, takınılan üslup ve sergilenen tavır mevcut eğitim sistemi desteklensin veya desteklenmesin, rahatsızlık oluşturmakta.
Günlerdir devam eden ve Hizmet ile Başbakan arasında yaşanan gerginlik tüm ülkeyi huzursuz etmeye devam etmekte. Hükümete olan eleştirilerin dozunun azalacağı beklenirken tam aksi olmakta. Eleştiriler her geçen gün artarak devam etmekte.
Ülke olarak tabuları yıkıp, suni oluşturulmuş kutsallardan kurtulmaya çalışırken, yenilerini oluşturup “savaş” açan retorik kullanmak toplumun büyük bir kesimine antipatik gelmekte.
Ayrıca‚ Hizmet Üslubu ile de hiç uyuşmamakta.
Türkiye’de AK Parti 3 Kasım 2002 seçimlerini kazanıp iktidar olduktan sonraki süreçte çok şey değişti. Geriye bakıldığında görülüyor ki, o dönemlerde insanların hayal etmekten dahi korktuğu konular bugün aşıldı.
Bankaları hortumlanmış, ekonomisi derin krize saplanmış, halkının çoğunun gelecekle ilgili hayallerinin bittiği bir dönemde Ak Parti iktidarı tarihe not düştü. Dönüşümün sinyalleri iktidarın ilk gününden beri verilmekteydi. Siyasi, ekonomik ve yapısal birçok sorun ile mücadele ederek 11 yıllık iktidar dönemi geride bırakıldı.
Çok çabuk unuttuk o karanlık günleri. Tüm reformlar güçlü iktidar, toplumsal destek, güçlü ve vizyoner bir Başbakan sayesinde gerçekleşti. En zor kararlarda, en tartışmalı konularda bilindiği üzere dik duran ve stratejik adımları korkmadan atan bir Başbakan olmasaydı Türkiye bugün bulunduğu konuma gelebilir miydi? Sanmıyorum!
Tartışmasız her şey mükemmel değil. Bugün gelinen nokta ideal olmayabilir. Ama ideal zaten nedir ki? Bugün Türkiye’yi dünyanın en gelişmiş demokrasileri ile, en istikrarlı ve güçlü ekonomileri ile, en özgür toplumları ile kıyaslamak ütopyanın ta kendisi olur.
Eksiklikler illa ki var… 2002 Türkiye’si kıyaslama yapacağımız çıkış noktamız. 2013 Türkiye’si ise vardığımız nokta. Biraz vicdanlı ve insaflı olan herkes Ak Parti hükümetinin Türkiye’ye kazandırmış olduğu başarı hikâyesinin hakkını verecektir.
Hükümet ekonomik, yapısal, hukuksal ve sosyal dönüşümü sağlarken toplumun algısını, düşünce sistematiğini, değer dünyasını ve alışkanlıklarını da beraberinde dönüştürmek zorunda. En zoru da bu sanırım.
Ak Parti her alanda, beğenir ya da beğenmezsiniz, değişim ve dönüşümü sağladı. Yapılanlar yeterli görünmeye bilir ancak inkâr edilemez. Dokunmadığı veya dokunamadığı ise sadece eğitim alanı kaldı. 2002 yılından bu yana 5 Eğitim Bakanı değişti. Yapılan tüm çalışmalar başka reformlara kıyasla daha az cesur ve yetersiz kaldı.
Bugüne geldiğimizde görüyoruz ki artık eğitim alanında da köklü değişim yapmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Türkiye temel sorunlarına sebebiyet veren her taşı yerinden oynattı. O taşların uzun vadede yerine tam anlamıyla oturabilmesi için bugün eğitim sisteminde reform şart. İnsan yetiştirmek kanun değiştirmeye benzemiyor. Bugün attığınız tohumun hasadını en az 10 – 20 yıl sonra almaktasınız.
Eğitimde reform yapılacak, köklü değişim olacak ise neden işe Dershanelerden başlanıyor diyen çok. Bunu diyenler de kendince haklı olabilir. Ancak haklılık savunulurken haksız bir dil kullanılırsa, denilenden çok nasıl dendiği ön plana çıkar.
Umulmadık sertlik ve kabalıkla Başbakan’ın şahsı ve hükümet eleştirilmekte. Adeta sözlü savaş alanı yaratılmış durumda. Bunun kimseye fayda getirmeyeceği aşikâr. “Düşmanları” sevindiren bir davranış içerisine girilmiş durumda ve kontrolsüz bir hızla devam edilmekte.
Başbakan’ın üzerine vurgulayarak açıkladığı “Dershaneleri kapatmayacağız, okula dönüştüreceğiz” açıklamalarına rağmen eleştiriler devam etmekte. Bu üslup toplumun bir kesimini ciddi şaşkınlığa uğrattı.
Hiçbir devlet Dershanelerin kendi okullarının eğitim kalitesinin önüne geçmesine ve alternatif eğitim kurumları haline gelmesine uzun vadede göz yumamaz. Yanlış tasarlanmış bir eğitim sistemini ilelebet savunmak ve korumak niye? Dershanelerin okullara dönüşme teklifine neden bu kadar ağır karşılık verildiği birçok kesim tarafından anlamlandırılamamakta.
Dershaneleri hayati önemli gören de, özel okullara dönüşmelerinden yana olanlar da üsluplarına çok dikkat etmeli. Çözüm dili, istişare dili, kardeşliğin dili bu olamaz.
Türkiye’nin hali hazırda yeterince kampları mevcut. Fazlasıyla siperde duranlar var. Yeni mevzilere, yeni kamplara ihtiyacımız yok.
Dünyaya diyalog ve hoşgörüyü öğreten bir hareketin Dershane konusunda ezber bozmuş olması üzücü. Dershane konusu da aşılacaktır ancak söylenmiş yanlış sözler zihinlerde kalacaktır.
Diyalogun monologa dönüşmesine izin vermeyelim. İletişimimizi konuşmak ve dinlemekten öte anlamak üzerine kuralım. Anladığımız kadar anlaşılırız çünkü.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.