Ayrımcılık

Bensiyon Pinto´dan „Anlatmasam Olmazdı“

Bilinmeyen her zaman merak uyandırır.

Merak; elimize kitabı aldırır, bizi uzun yollarda seyahat ettirir.
Hep bir arayış içinde bırakır…
Çoğu kez merak ettiğimizi severiz, keşfetmek isteriz.

Bensiyon Pinto´nun „Anlatmasam Olmazdı – Geniş Toplumda Yahudi Olmak“ kitabı da biraz bu bilinmeyene meraktan okuduğum anı kitabı. Türk yahudisi olmak nasıl bir duygu, yüzyıllardır aynı topraklara ait olmak ama zaman zaman yine de yabanci hissetmek? Azınlık olmak, aynı dili konuşurken, aynı kültürü paylaşırken inancı gereği farklı hissetmek? 

Aslında bu sorulara Almanya´da doğmuş bir müslüman olarak çok yabancı değilim. Kitabı okudukca sorun ve tecrübelerin zaman zaman ortak olduğunu gördüm. Çoğunluğu hrıstiyan olan bir toplumda yaşarken müslüman olarak karşılaştığın sorunlar, çoğunluğu müslüman olan bir toplumda yahudi olarak karşılaştığın sorunlar ile  benzeşiyor. 

Sorunlar kendini zaman zaman okulda, çalışma ortamında veya sosyal yaşantıda gösteriyor. Bütün olumsuzluklara rağmen yapılan her tecrübe insana cok farklı kazanımlar katıyor.

Bensiyon Pinto´nun anılarını okurken bir kez daha anladım ki,  yaşadığın topluma ve insanlara, o toplumun değerlerine, inanışına ve geleneklerine saygılı olur, farklılığının farkında olup kabul edersen, o toplumun önemli bir parçası olarak varlığını sürdürebilirsin. 

Türkiye´de yahudi olmak her zaman kolay olmasa gerek. Yakın tarihimizde azınlıkların haklarında sorunlar ve ayrımcılık yaşanmış şüphesiz. Türkiye´nin ve Türk insanının demokratikleşme sürecinde yaşananlar bunlar. Tarihi bilmek ve anlamak lazım. Gelecekteki kazanımlar için geçmişteki tecrübeler önem arz ediyor. Bensiyon Pinto kitabında bir kaç önemli olaydan bahsediyor.

„Yirmi Kura Ihtiyatlar“ olarak bilinen olay da bunlardan biri. Mayıs 1941 tarihi, daha önce askerlik yapmasına rağmen, yaşı 20 ile 45 arasındaki gayrimüslimlerin yeniden askere alınması anlamına geliyor. Silahsız ve üniformasız görev yapan bu askerler o tarihlerde yol yapımı ve inşaatlarda calıştırılmış. Bu olay tabi ki gayrimüslimlerin hayatını derinden etkilemiştir. Bensiyon Pinto ‚Yirmi Kura İhtiyatlar‘ olarak bilinen bu adımı, yahudilerin ticari hayatını bitirmek icin atılmış bir adım olarak yorumlamakta. 14 ay süren bu durum 1942 yılında sona ermiş ve askere alınan gayrimüslimler evlerine dönebilmiş. Tabi ki bu tarz olayların gelişmesinde ve toplum algısının şekillendirilmesinde yaşanan bir sürec vardır.

1934 yılında yaşanan Trakya olayları sonrasında askere alınma olayı Türk yahudilerini korkuya sevk etmiş ve inancından dolayı ayrımcılığa maruz kalma düşüncesini güçlendirmiştir. 18 Temmuz 1934 tarihine kadar on üç bin Yahudinin büyük kısmı evlerini terk etmiş ve Istanbul´a yerleşmek zorunda kalmış. Bir yıl içinde bu kişilerin bine yakını Israil´e yerleşme kararı alıp Türkiye´yi terk etmiş. Bütün bu olayların ardından 11 Kasım 1942 tarihinde meclisin çıkardığı bir yasa ile savaş koşullarında sözde haksız kazanç elde edenlere vergi zorunluluğu getirilmiş. „Varlık Vergisi“ adı verilen bu kanunda en yüksek vergiyi gayrimüslimlerin vermesi öngörülmüş.

Bütün bu olayların toplum hafızasında yer etmemesi veya hasar bırakmadığını düşünmek imkansız. Bugün geriye bakıldığında bir çok sorunu aşmış olsak dahi, bazı kazanımlar bir günde elde edilmiyor. Bazen uzun yılların geçmesi, toplum algısının değişmesi, değer yargıların şekillenmesi gerekiyor. Toplum algısındaki doğal değişimde uzun yıllar içinde oluşuyor. Tarihte yapılan hataları doğru değerlendirmek ve geleceğimizi ona göre şekillendirmek gerekmekte. Türkiye´de yaşayan herkes, Türk vatandası olan herkes kanun önünde de, toplum içinde de eşit olmalıdır ve eşittir de. Türkiye´de bazı talihsiz olaylar yaşansa dahi, Türk insanı azınlıklara daima hoşgörü ve saygıyla yaklaşmıştır. Türk insanının zaman zaman provokasyona yatkın olduğunu düşünsem dahi, şiddet ve saldırı karşısında toplumun coğunluğu her zaman sağduyulu ve hassas davranmıştır.

Bensiyon Pinto´nun çok genç yaşlarda, bir kişinin yanlış bir sözü sonrasında Türkiye´yi terk edip Israil´de yaşamak istemesi, hatta herşeyi bırakıp Israile gitmesi ve sonradan orada yapamayıp geri dönmesi gösteriyor ki, insan ne gitmekten, ne terk etmekten, ne küsmekten, ne de terkettiği yere dönmekten, küskünlüğü unutmaktan, yaralarını sarmaktan çekinmeli. Bazen gitmek kalmanın değerini gösteren tek şeydir. Gittiğinde anlarsın geride bıraktıklarının değerini, ve bazen gittiğin yerlerde görürsün, gitmek istediğin yer aslında dünyanın hiç bir yerinde var olmadığını. Giderken beraberinde götürdüğün kendi iç dünyan, seni terk ettiğin yerlere yeniden sürükler.

Aslında hepimiz heryerde biraz yabancıyız, biraz farklı. Kendi yaşadığın ülkenin sınırlarını bırak, bir şehir ötesine gitsen dahi insanların yaşam tarzlarında, geleneklerinde, adetlerinde farklılık göze çarpmıyor mu? Kuşkusuz farklılıklar var ve olmalı, farklılıkları zenginlik olarak algıladığımız ve koşulların doğurduğu bu farklılıkları anlamaya calıştığımız müddetce yasadığımız toplumda huzurlu olacak ve yaşadığımız topluma huzur vereceğiz.

Dogrusu dünyada önem arz eden birsey varsa, o da INSAN olmayı bilmektir. Dünyada okadar zulüm, adaletsizlik, açlık, ölüm, hastalık, hatta din adına yapılan savaşlar varken, kim olursan ol, hangi dine mensup olursan ol, en önemli şey INSAN olabilmekten geçiyor. 

Birşey okumak istiyorum ama ne okusam diye düşünenlere, Bensiyon Pinto´nun „Anlatmasam Olmazdi-Geniş Toplumda Yahudi Olmak“ kitabını tavsiye edebilirim. Farklı hayatlara ve duygulara seyahat etmek isteyenler için, meraklı olanlar için bu kitabı okumak zevkli olacaktır.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.