AB,  Almanya,  Ayrımcılık,  Eğitim,  Göç,  Türkiye

Başörtü yasağı, belgesi ve kurumsal ayrımcılık

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz kısa süre önce kreşe ve ilkokula giden çocuklar için başörtü yasağını getireceklerini kamuoyu ile paylaştı. Hazırlık aşamasında olan yasa tasarısına göre kreşlerde ve ilkokullarda kız çocuklara başörtü takmak yasak olacak. Avusturya’da kaç tane kreş ve ilkokul çağındaki çocuğun başörtü taktığı ile ilgili soruyu Kurz tabi ki cevapsız bıraktı. Avrupa ülkelerinde artan popülizm ve İslam düşmanlığı toplumda karşılığı olmayan konuların gündeme gelmesini, suni tartışmalar ile suni yasakların ortaya çıkmasını sağlıyor.

Kurz’un açıklamasından kısa süre sonra Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Uyum Bakanlığı Müsteşarı Serap Güler de Eyalet Entegrasyon Bakanlığı’nın 14 yaşından küçük kız çocukları için başörtü yasağı ile ilgili çalışma yaptığını açıkladı. İslam düşmanlığı yapacak fırsatları kaçırmayan Serap Güler açıklamasında ‚Küçük bir kızın başına örtü geçirmek sapıklıktır’ dedi.

Hâlbuki asıl sapıklığın başörtü konusunu popülist ve ırkçı söylemlerle çocuklar üzerinden gündeme taşıyan bu zihniyette olduğunun farkındayız. Serap Güler’in bu açıklaması Nazi partisi AfD’nin söylemleri ile yarışır şekilde gündem oluşturdu. Son aylarda Müslümanlara ve camilere artan fiili saldırılara adeta siyasi zemin hazırlayan yasak tartışmaları ile toplumda artan nefret kendine toplumsal alan açıyor. Almanya’da kreş çağında bir kız çocuğunun başörtü taktığı ile ilgili hiç bir örnek yok. İlkokul çocukları arasında ne kadar başörtülü kız çocuğunun olduğu ise bilinmiyor. Başörtü konusundaki tartışmalar samimi olsa, konu kanuni yasaklar üzerinden değil, inanç özgürlüğü ve eğitim boyutu ile ele alınırdı. İlkokulda başörtü takan çocukların öğretmenleri, ilahiyatçılar ve ailelerin bir araya gelerek konuyu tartıştığı bir platform oluşturulabilirdi. Ergenlik çağından önce başörtü takmanın dini bir zorunluluğu zaten yok. Başörtü yasağı üzerinden yeni bir siyasi gündem oluşturmak ve başörtü takan kadınlar üzerinden popülizm yapmak ve zaten günlük hayatta her alanda ayrımcılığa maruz kalan kadınlar üzerinden yürütülen ahlaksız siyasetin örneği.

GERÇEKLİKTEN UZAK SUNİ TARTIŞMA

Küçük çocuklar için gündeme getirilen başörtü yasağı tartışması burka yasağında olduğu gibi siyasetçilerin oluşturduğu suni bir siyasi gündem. Artan İslam düşmanlığı ve ayrımcılığın olduğu bir dönemde bu tarz siyasi açıklamalar entegrasyon politikaları adına hiç bir fayda sağlamıyor. Aksine, dini ve kültürel farklılıklarını karşılaştıkları ayrımcılığa rağmen korumak isteyen azınlıklara karşı toplumda yerleşmiş ve kabul görmüş olan ön yargıların daha da derinleşmesine olanak sağlıyor.

Başörtülü kadınların Alman toplumuna entegre olup olmadığı ile ilgili toplumsal sorgulama ve yargılama, entegrasyon önünde duran en büyük engel. Çoğunluk toplumun ve siyasetçilerin bu tutumu ile başörtü takan kadınlar sırf başörtüleri yüzünden topluca dışlanıyor. Başörtü takan kadınların sosyal hayat, eğitim ve iş ortamında karşılaştığı ırkçılık yok sayılıyor, başörtülü kadınların sorunları görmezden geliniyor. Yeni bir başörtü yasağı başörtü takan kadınların kısıtlı olan haklarının daha fazla kısıtlanması anlamına gelecek.

Almanya’da çoğunluk toplumun algısı başörtü takan kadınların aile baskısı altında bu kararı verdiği yönünde. Asıl baskı unsuru çoğunluk toplumun kendi refleksleri. Suni siyasi gündemlerle başörtülü kadınlar toplum içerisinde ‚başarısız entegrasyon örnekleri’ olarak gösteriliyor, bireyler taktığı başörtüsüne indirgenerek kişisel yetenekleri ve yeterlikleri görmezden geliniyor. Avrupa ülkelerinde başörtülü kadınlar tüm baskı, adaletsizlik ve ayrımcılığa rağmen başörtü takma kararı alıyorsa bu özgüvenli, güçlü bireyler olduğunu gösterir. Aksi takdirde eğitim, öğretim, iş ve özel hayatta karşılaşılan ayrımcılık ve ırkçılık karşısında dik durmak zor olurdu. Alman Anayasası inanç özgürlüğü ve eşitlik ilkesine büyük önem atfediyor. Maalesef teori ile realite birbirinden uzak uygulamalarla dolu. Serap Güler gibi şahıslar teori ile uygulamalar arasında hâlihazırda bulunan uçurumu popülist ve sorumsuzca siyasi söylemler ile daha da açıyor.

BAŞÖRTÜLÜ KADINLARA YÖNELİK AYRIMCILIK

Başörtü takan kadınlar ile başörtü takmayan kadınların hayattaki hedefleri birbirinden çok farklı değil. Onlarda yaşıtları gibi daha iyi eğitim almak istiyor, kariyer hedeflerine ulaşmak ve kendini gerçekleştirmek için emek harcıyor. Buna rağmen başörtü takmayan kadınlara oranla meslek edinmede, iş hayatında, eğitim ve öğretim hayatında çok daha fazla ayrımcılık tecrübesi yaşıyorlar. Yapılan akademik araştırmalara göre başörtü takan kadınlar başörtü takmayan hemcinslerine oranla çok daha az iş görüşmelerine çağrılıyor, yasal düzenlemeler yüzünden kurumsal ayrımcılığa maruz kalıyor, iş hayatına atılmadan elenerek kariyer yapma şansını kaybediyorlar. Başörtülü üniversite öğrencileri yeterlilik ve eğitim başarılarından bağımsız olarak staj imkânı bulamıyor.

Başörtülü kadınların Almanya’da yaşadığı bu karamsar ortama rağmen siyasetçiler İslam ve Müslümanlar hakkında ayrımcı, dışlayıcı ve aşağılayıcı dil kullanmaya devam ediyor. İslam’ın diğer dinler gibi değer gördüğü ve Müslümanların kabul gördüğü bir ortam oluşmadan eşitlikte olmayacak. Müslüman azınlık Almanya’da ikinci sınıf vatandaşlar olarak yaşamaya devam edecek. Müslümanların bu kadar pervasızca ayrımcılığa maruz kaldığı bir ortamda liberal-özgürlükçü temel değerlerden bahsetmek güç. İslam ve başörtü tartışmalarında ortaya konulan ikiyüzlülük toplumsal huzurun ve birliğin önünde duran en büyük engel.

CAMİ DERNEKLERİNİN ÇARESİZLİĞİ

Başörtü konusundaki önyargılar akıl almaz uygulamaları beraberinde getiriyor. Pforzheim Belediyesinin başörtülü kadınlardan talep ettiği ‚başörtü belgesi’ bu uygulamaların sadece bir tanesi. Belediye ehliyet almak isteyen başörtülü kadınlara camiden ‚başörtüsü belgesi’ getirmelerini talep ediyor. Belgede kadının İslam dinine mensup olduğu ve İslam’da başörtü takmanın zorunlu olduğu ifade ediliyor. Bu belgeyi imzalayıp veren ise bir cami derneğinin yönetim kurulu üyesi. Belediyenin talebi anlamsız olduğu kadar, böyle bir belge tahsis eden cami derneklerinin uygulamaları da kabul edilemez. Olayın sosyal medyaya yansıması büyük tepki uyandırdı. Binlerce Müslüman belediyeye bu uygulamayı sonlandırmaları yönünde yazı yazdı ve nihayetinde belediye geri adım atarak uygulamadan vazgeçeceklerini duyurdu.

Dini cemaatler ve cami dernekleri bu tarz anlamsız talepler karşısında sesini yükseltmeli, İslam’da olmayan uygulamaların istenmesi karşısında tutum almalı. Cami derneği yönetiminin böyle bir talep karşısında verebileceği tek belge, böyle bir belge verme yetkisinin olmadığı yönünde belge olabilir. Aksi takdirde anlamsız bürokratik uygulamaların gelenek haline geldiği ve Müslümanların hayatını git gide zorlaştırdığı bir süreci kendi elimizle hızlandırmış oluruz. Ayrıca başörtü takan bir kadının dini aidiyetini belgeleme talebi, o kadının bireyselliğine ve kimliğine yapılan bir hakaret niteliğinde. Başörtüsünü inancı gereği taktığını ifade eden bir kadından camiden belge almasını istemek başörtü takan kadınlara karşı içselleştirilmiş ve bilinçaltına yerleşmiş olan önyargıların kurumsal ırkçılıkta tezahür bulmasının örneği.

https://www.yenisafak.com/hayat/basortu-yasagi-belgesi-ve-kurumsal-ayrimcilik-3224909

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.