AB,  Almanya,  Uncategorized

Başarısız lider Angela Merkel

Ülkelerin siyasi kültürü kendine özgü yönetim biçimleri ve hükümet etme yöntemlerini de beraberinde getiriyor. Türkiye’de koalisyon hükumeti kurma ve sürdürme siyasi kültürü ne denli gelişmemişse, Almanya’da koalisyon geleneği o denli olgunlaşmış ve Alman toplumunun benimsediği ve siyasi partiler için tercih edilen yönetim biçimi olmuştur. Tek başına iktidar olamama Almanya için hiç bir zaman dezavantaj getiren bir olgu olmamıştır, tam aksine konsensüs kültürünün işlediği ve toplumun geniş kesimini kapsayan hükümetlerin kurulmasına yol açmıştır; ta ki 24 Eylül tarihine kadar!

TRAVMA OLUŞTURAN SEÇİM SONUÇLARI

24 Eylül 2017’de gerçekleştirilen Bundestag seçiminde bir çok ilk yaşandı. Hristiyan Birlik Partileri tarihinin en kötü ikinci oy oranını, dördüncü dönemine giren Merkel ise siyasi kariyerindeki en büyük hezimeti yaşadı. Seçim öncesi dört partinin temsil edildiği Bundestag 24 Eylül sonrası 6 partili bir meclise dönüştü. Almanya’nın geleneksel partileri CDU ve SPD yaklaşık bir buçuk milyon oyu yeni kurulan Nazi partisi AfD’ye kaptırdı. Meclis içerisinde siyasi kamplar daha da belirginleşirken, muhalefet etme dili de sertleşti.

Hükümet kurma görevini alan Merkel’in çok seçeneği yoktu. Sosyal Demokrat Parti lideri Schulz’un muhalefette kalma kararı ile birlikte tek seçenek Jamaika’nın bayrağındaki renkleri simgeleyen partiler CDU/CSU, Yeşiller ve FDP’nin koalisyon kurma ihtimali kaldı. Alman kamuoyunda kurulmasına kesin gözüyle bakılan koalisyon görüşmeleri dört hafta sonra FDP liderinin geri çekilmesi ile şok etkisi yarattı. Almanya alışık olmadığı siyasi istikrarsızlık dönemine girmiş olduğunu tescilledi.

‘’YANLIŞ YÖNETMEKTENSE HİÇ YÖNETMEMEK DAHA İYİDİR’’

FDP Lideri Christian Lindner seçimden 56 gün sonra, koalisyon görüşmesi toplantısının ardından kameralar karşısına geçerek ‘’yanlış yönetmektense hiç yönetmemek daha iyidir’’ demesi hiç şüphesiz Alman siyasi literatürüne ve tarihine geçen bir cümle oldu. Koalisyon görüşmeleri zorlu geçtiği herkesçe biliniyordu ancak hükümet kuramama beceriksizliği gösterilebileceği ihtimali kimse tarafından ciddiye alınmıyordu. Bu cümle Merkel’i çok zor durumda bırakırken aynı zamanda siyasi liderliğinin tartışmaya açıldığı bir dönemin başlangıcı oldu.

Koalisyon görüşmelerinin sonlandırılmasına sebep farklı anlaşmazlıklar olsa da en çok dile getirilen mülteci konusu oldu. Yeşiller partisi mülteci statüsü kazananlar için aile birleşimini savunurken FDP buna sert bir şekilde karşı çıkarak Nazi partisi AfD ile aynı safta yer almaktan çekinmedi. Bu ideolojik ittifak, göç ve mülteci konusunun partilerin geleneksel yaklaşımlarını nasıl değiştirdiğinin de kanıtı niteliğinde. Liberal demokrat politikaları savunan partiler ile ırkçı faşist partilerin birleştiği tek konu mülteci ve göçmen karşıtlığı. Nazi partisi AfD Grup Başkanı Gauland’ın iddiasına göre aile birleşimine izin vermek Almanya’da olan her mülteciye 4 yeni mültecinin eklenmesi demek. Federal Parlamentoda 94 milletvekili ile temsil edilen AfD’li Gauland, bunun yeni bir mülteci krizine yol açacağı düşüncesinde. Bu tezi destekleyen sadece AfD değil, Hristiyan Birlik Partileri ve Hür Demokrat Partisi de mülteci konusunda aynı fikirde.

Mülteci konusu buzdağının görünen yüzü. Federal düzeyde CDU/CSU, FDP ve Yeşillerin kurduğu bir koalisyon hükümeti hiç olmadı. FDP, Yeşilleri kuruluşundan bu yana hep en ağır şekilde eleştirdi. İki parti seçim kampanyalarında birbirine ‚masal anlatıcısı, yalancı ve insanlık düşmanı‘ diyerek ağır ithamlarda bulundu. FDP ve Yeşillerin genel siyasi uyuşmazlığı dışında Merkel’in partisi CDU ile FDP‘de 2009-2013 yılları arasında kurdukları koalisyon hükümeti tecrübesi dolayısıyla güvensizlik mevcut.

Almanya’da genel siyasi güvensizlik atmosferi hakim. Koalisyon görüşmesini sürdüren partiler başından beri Merkel tarafından ciddiye alınmadığı ile ilgili serzenişte bulundu. Yeşiller ile liberaller birbirini karşılıklı koalisyon görüşmelerini bloke etmekle suçladı. Koalisyon görüşmelerini sonlandıran FDP Genel Başkan Yardımcısı Kubicki Merkel’in kriz yönetemediği, koalisyon görüşmelerinde net tutum sergileyemediği ve liderlik gösteremediği ile ilgili net ifadeleri oldu. Koalisyon görüşmelerinde politik içerikten ziyade şahsi çekişmelerin hâkim olduğu anlaşılmakta. Bu Almanya siyasi geleneğinde çok alışık olunan bir tutum değil. Cumhurbaşkanı Steinmeier görüşmelerin bitiminden hemen sonra tüm parti liderleri ile görüşeceğini ve hükümet kurulması için gerekeni yapacağını ifade etti. SPD lideri Schulz Cumhurbaşkanının çağrısının etki yaratmadığını, Merkel ile hükümet ortağı olmayacağını yinelemesiyle göstermiş oldu.

ÜÇ SEÇENEKTEN BİRİNİ DEĞERLENDİRMEK ZORUNDA

Cumhurbaşkanı Steinmeier koalisyon görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine ‘seçimde siyasi sorumluluğa aday olanlar sorumluluğu elde edince kaçamaz’ diyerek tepkisini ortaya koydu. Bu çağrıya rağmen Merkel, erken seçim olduğu takdirde başbakan adayı olarak seçime gireceğini, Schulz ise büyük koalisyon kurmayacaklarını ve gerekirse erken seçime hazır olduklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı Steinmeier ve kamuoyu baskısı Schulz’u istemeyerek Merkel ile görüşmeyi kabul etmesine yol açsa da, bu güvensizlik ortamında büyük koalisyon kurulsa dahi uzun soluklu olmayacağı görülebiliyor.

Merkel’in büyük koalisyon ve erken seçim dışındaki tek seçeneği azınlık hükümeti kurması. Norveç ve İsveç gibi İskandinav ülkelerinde alışık olunan bu durum Alman siyasi kültürüne uygun değil. Böyle bir hükümet öncelikle istikrarsız bir hükümet olacak, muhalefet istediğinde bu hükümeti güvensizlik oyu ile düşürecektir. Her yeni yasa için parlamento içerisinde ittifak kurmak gerekecektir. Her alınan karar için parlamento içerisinde çoğunluğu aramak Merkel’in yönetme tarzına uygun değil. Merkel 2005’den bu yana Avrupa Birliği içerisinde ve Almanya’da hep güçlü lider profili çizdi. Azınlık hükümeti şansölyesi olarak siyasi felç dönemine girecektir. Almanya’nın Avrupa içerisindeki etkinliğini zayıflatacak, Almanya içerisinde kamplaşmaları derinleştirecektir. Merkel erken seçimi, azınlık hükümetine tercih edecektir. Erken seçim kararı alındığı takdirde bunun 2018 Mart veya Nisan ayında olabileceği söz konusu.

AB’Yİ FELÇ EDEBİLİR

Avrupa Birliği bu dönem yeni meydan okumalar ve sorunlarla mücadele etmek zorunda. Mülteci krizinin ortaya çıkardığı atmosfer, ırkçı ve ulusalcı seslerin yükselmesine ve AB politikalarının eleştirilmesine yol açtı. Almanya içerisinde yeni hissedilen güven bunalımı AB içerisinde uzun dönemdir kendini gösteriyor. AB’nin siyasi etkinliğini korumak adına reform sürecini hızlandırması şart. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve AB Komisyon Başkanı Juncker’in AB içerisinde tek dayanağı hep Merkel oldu. Hollanda dışişleri bakanı koalisyon görüşmelerinin bitmesini Avrupa için kötü bir haber olarak değerlendirdi. AB gündeminde yeni AB mülteci kanunu çalışması, AB’nin 7 yıllık bütçe görüşmelerinin hazırlanması, ortak savunma politikalarının (PESCO) geliştirilmesi ve Avro bölgesinde ekonomik reformların hayata geçirilmesi gibi önemli hedefler var. Siyasi istikrarsızlık sergileyen Almanya bu hedeflere ulaşılmasındaki en büyük engel olacaktır. İç siyasette güçlü liderlik yapamayan Almanya şansölyesinin AB platformunda etkin siyaset izlemesi ve ülke liderlerini etkilemesi neredeyse imkânsız gözüküyor.

Merkel ile Schulz Aralık ayı içerisinde yapacağı görüşmelerde hükümet kurma kararı almaması durumunda hızlı bir şekilde azınlık hükümeti kurulacak veya erken seçime gidilecektir; hangi olasılık gerçekleşirse gerçekleşsin istikrara alışmış olan Almanya siyasi kültürü için yeni bir dönemin başlangıcı yaşanıyor. Merkel’in parti içerisindeki eleştirilere ve güç dengelerine karşı ne kadar ayakta kalabileceği tartışılır, uzun bir dönem Merkel yönetimindeki Almanya’da siyasi değişimin sancılı olacağı aşikâr.

http://www.yenisafak.com/hayat/basarisiz-lider-angela-merkel-2843182

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.