AB,  Ayrımcılık

Avrupa’nın şekillendirmek istediği İslam

Avusturya Parlamentosu 1912 yılından beri yürürlükte olan İslam Yasasını yenilemek üzere üç yıl önce başlatmış olduğu çalışmaları, yeni tasarının yasalaşmasıyla sonlandırmış oldu. Yasanın temelinde Avrupa’da artan İslam korkusunun ve antipatisinin tezahürü var. Tartışmalara sebep olan yeni ‘İslam Yasa Tasarısı’ Meclis Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile kabul edildi. İslam Yasası Avusturyalı Müslümanlara haklardan çok kısıtlamalar getirerek İslam’a karşı önyargılı tutumu gözler önüne seriyor.

Avrupa’da 2000’li yılların başlarından bu yana ‘Avro İslam’ kavramı dillendirilmekte ve İslam tarihçileri, entelektüeller tarafından tartışılmakta. Avusturya’nın yapmış olduğu yeni İslam Yasası ile bu tartışmalar ilk defa toplumun her katmanına ulaşmış, teoriden çıkıp pratiğe yansımış oldu. Belki yine ilk defa Avrupa’da yaşayan Müslüman toplumu konunun ciddiyetini kavramış oldu. ‘Avro İslam’ veya Avrupa İslam’ı diye adlandırılan, ne olduğu şimdilerde tam bilinmeyen, zamanla şekillenecek olan yeni bir sürece giriyoruz. Avusturya Dışişleri Bakanı Kurz’un değimi ile devlet eliyle ‘Avusturya İslam’ı’ şekillendirilmek isteniyor. Avrupa’da Avusturya’nın başlatmış olduğu bu güvenlikçi ve ayrılıkçı yasal altyapı diğer ülkelere de yansırsa ‘Almanya İslam’ı’, ‘Fransa İslam’ı’ gibi absürt ve kabul edilemez İslam algısı ile karşılaşabiliriz. Tasarıda en çok tartışma konusu din adamlarının yurtdışından finanse edilmesinin yasaklanması.

Avrupa ülkeleri İslam dininin kendi kontrollerinde varlık göstermesini istiyor. Bunu yaparken Müslümanların özgürlüklerine, tercihlerine ve inançlarına müdahale etmekte de sakınca görmüyor.

Laboratuar ülke Avusturya

Avusturya’da çıkan yasa Avrupa Birliği ülkeleri için örnek teşkil etmekte. Bu bağlamda Avusturya’yı laboratuar ülke görebiliriz. 8.5 Milyon Avusturyalıdan yaklaşık 600bini Müslüman. Müslümanların çoğunluğunu da Türkiye ve Bosna Hersek kökenliler oluşturuyor. Almanya çıkan İslam Yasası’nı büyük dikkatle takip ediyor, olumlu bir adım olarak adlandırıyor. Çok değil, kısa süre sonra DİTİB, Milli Görüş, VİKZ gibi büyük İslami kurumlarımız Almanya ‘İslam Yasasını’ tartışıyor olabilir. Gerçi adı ‘İslam Yasası’ olması gerekmeksizin aynı güvenlikçi yaklaşım tarzı uzun süredir Almanya’da da sergilenmekte. Almanya biraz daha mahir davranarak, yasa oluşturup Müslümanların statüsünü belirlemeksizin güvenlikçi politikalarını sürdürüyor. Üniversitelerde İlahiyat kürsüleri, İçişleri Bakanlığının yürüttüğü İslam Konferansı gibi adımlar atılmış durumda.

Avusturya Dış İşleri Bakanı Sebastian Kurz’un yapmış olduğu açıklamalar manidar. Kurz konuşmasında ‘Avrupa’da her ülke kendi şartlarında İslami geleneğe sahip ve sorunlar yaşamakta. Ama temel sorunlar tüm ülkelerde aynı. Bu bağlamda Avusturya’da üzerine çalıştığımız yasanın bazı maddeleri Almanya içinde uyumlu olacaktır kanaatini taşımaktayım’ dedi. Kurz’un bu söylemi Almanya’da siyasi çevrelerde karşılığı olan bir yaklaşım.

Almanya’da bir Milletvekili yapmış olduğumuz görüşmede ‘Türkiye tarafından finanse edilen din adamları kabul edilemez’ derken, imamların yurt dışından finanse edilmesi konusu Avusturya gibi Almanya içinde kırmızıçizgi olduğunu gösteriyor. Bu yaklaşım Türkiye’den gelen din adamları üzerinden yeni bir tartışmanın başlayacağının göstergesi. Özellikle Şiddet-İslam ilişkisini kuranlar yurt dışından finanse edilen ve yurt dışında eğitilen İmamları büyük tehlike olarak görüyor. Bu bakış açısı Müslümanları potansiyel suçlu görme eğiliminin ve ayrımcılığın tezahürü. Batılı siyasilerin bir kısmı ancak ‘bizim kontrolümüzde’ yetişen İmamlar Avrupa değerleri ile barışık İslam’ı öğretebilir düşüncesini taşıyor. Yasanın birkaç yerinde ‘Müslümanlar yasalara uymalı’ ve ‘devlete ve topluma karşı olumlu tutum içinde olmalı’ gibi cümlelerin geçmesi yasa yapıcıların temelde önyargılı yaklaşımlarının ispatı.

Müslümanların temel hak ve özgürlüklerine müdahale

İslam Yasası Avrupa’da yaşayan Müslüman toplumunu eşit haklar, din ve örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanması, Bakanlar Kurulu’nun dini cemaati tanıması ve lağvedilmesinde yetkili olması, Avusturya üniversitelerinde yetişen din adamlarının camilerde yalnız alman dilinde vaaz verebilmesi, cemaatlerin düzenleyeceği etkinliklerin ‘güvenlik’ gerekçesiyle iptal edilebilecek olması gibi konularda endişeye sevk ediyor.

Bu yasa ile birlikte devlet güçlü bir kontrol mekanizmasını yerleştirirken gelecek nesillerimizin nasıl bir din eğitimi alacağına da tek başına karar vermiş oldu. Finansal kaynaklar kontrol altında tutulurken, devlet camilerde nelerin ve nasıl vaaz edileceğine kadar her şeye dolaylı veya direkt karar verme pozisyonu kazandı. Tüm bu gerçekler ışığında orta ve uzun vadede bağımsız bir İslam eğitimini tehlikede görmekle abartmamış oluruz.

Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarının çaresizliği

Avusturya İslam Yasası bir gerçeği tekrardan gün yüzüne çıkarmış oldu; ‘Avrupa’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarımızın etkisizliğini.

Sadece İslam konusunda değil, Avrupalı Türkleri ilgilendiren konuların hepsinde bu yetersizliği ve etkisizliği görmekteyiz. Muhatap alınıp, aslında alınmama durumu var. Sünnet yasağı tartışmalarında, Türkçe anadil tartışmalarında, çifte vatandaşlık tartışmalarında, başörtü tartışmalarında, Müslüman gençlerin okul ve eğitim hayatında karşılaştıkları ayrımcılık tartışmalarında, cami saldırılarında ve son olarak NSU cinayetleri sivil toplumun güçsüzlüğünü ve etkisizliğini bir kez daha kanıtlanmış oldu. Avrupa’nın en büyük Müslüman toplumunu oluşturan Türkler olarak özeleştiri yapma zamanı çoktan geldi ve geçiyor. Avrupa’daki dini, siyasi, sivil toplum, eğitim kurumlarımız çalışma sistemlerini, birbirlerine yaklaşımlarını gözden geçirmeli. Birbirine karşı değil, birbiri ile çalışmayı öğrenmeli ve o kurumları yarınlara taşıyacak olan gençlere ufuk kazandırmalı. 60 model arabayla 2015 model arabalara yetişmeye çalışıyoruz. İmkânsız, kendimizi kandırmayalım.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.