AB,  Almanya,  Ayrımcılık,  Göç,  Hollanda,  NSU,  Türkiye

Avrupa siyasetinin yeni keşfi: ‘Siyasal İslam’la Mücadele’

26 Eylül 2021’de federal parlamento seçimlerinin yapılacağı Almanya’da siyasi partiler seçim çalışmalarına hız verdi. Şansölye Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partili iç politika uzmanı milletvekilleri, parti meclis grubunda oylanacak olan ve İslamcılıkla mücadelenin sertleştirilmesini öngören pozisyon belgesi hazırladı.  Fransa’da ‘İslamcı ayrılıkçılarla mücadele planı’ olarak tanıtılan ancak gelen tepkiler üzerine ‘Cumhuriyet değerlerine saygıyı güçlendiren prensipler’ olarak değiştirilen yasa tasarısını örnek alan CDU/CSU milletvekilleri, kendi ifadeleri ile ‘şiddete bulaşılmamış olsa da, İslamcı hedeflerin toplumda yer edinmesi ve siyaset yolu ile savunulmasını’ engellemek üzere İslamcılıkla Mücadele Planı teklifi getirdi.

Fransa, İslam düşmanlığında rol model

Avrupa’da seçim dönemlerinde Türkiye ve İslam karşıtı söylemlerin ağırlık kazandığına çok kez şahit olundu. Aşırı sağdan aşırı sola kadar uzanan siyasi partilerin parti programları incelendiğinde, açıktan veya üzeri kapalı güvenlik odaklı ve İslam düşmanı söylemlerin ağırlık kazandığı gözlemleniyor. Türkiye karşıtı söylemler ve İslam düşmanı yaklaşımlar oy getiren ve kamuoyunun ilgisini çeken, siyasetçilerin ilgi odağı olmasını sağlayan konular olarak rağbet görüyor.

Son bir yıldır, Fransa’nın öncülük ettiği Avrupa’daki İslam düşmanlığının yeni bir seviyeye ulaştığı ve farklı toplum kesimlerinden destek gördüğü gözlemlenmekte. Fransa’da Ulusal Meclis bünyesindeki özel komisyon tarafından kabul edilen ve Şubat ayı içerisinde Ulusal Meclise sunulması beklenen sözde ‘Cumhuriyet değerlerine saygıyı güçlendiren’ yasa tasarısı, Müslüman toplumunu abluka altına alarak hedef göstermeye, özgürlük ve haklarını her alanda kısıtlamaya ve inançlı insanların potansiyel suçlu görülmesine zemin hazırlıyor. Macron hükümetinin radikal politikası her ne kadar Avrupalı Müslümanlardan eleştiri alsa da, İslam düşmanlığı ve güvenlik politikalarının oy getirdiğini keşfetmiş olan merkez partiler bu konuyu seçim gündeminin en başına almaktan çekinmiyor.

Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU parti meclisine sunacakları pozisyon belgesinde İslamcılığın sadece şiddete meyilli tehlikeli kişilerden oluşmadığı, ‘toplum, siyaset, kültür ve adaletin İslami normlara boyun eğmesinin’ önüne geçilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. CDU/CSU milletvekillerine göre Almanya şimdiden ön almalı ve Fransa’da olduğu gibi bazı belediyelerde İslamcıların siyasi yön belirlemesinin önüne geçmeli. ‘Cami kayıt sisteminin’ hayata geçirilmesini talep eden milletvekilleri, cami ve cemaatlerinin fişlenmesinin önünü açmayı planlıyor. Ancak bu tür bir cami kaydının tutulmasının Alman anayasasına uygun olup olmadığı ve ne şekilde uygulamaya konulabileceği muamma olduğundan, hazırlanan belgede konunun hukuki boyutunun da incelenmesi talep ediliyor. Hür Demokrat Parti (FDP) federal milletvekili Benjamin Strasser, CDU/CSU’nun ‘Cami kayıt sistemi’ önerisinin siyaseten yanlış yöne doğru gittiğini ve anayasaya aykırı bir adım olacağı görüşünü ifade ederek eleştirdi. Strasser, camilerin finansal bağımlılıklarının azaltılması gerektiği ve imamların eğitiminin istikrarlı şekilde devam etmesi gerektiğinin altını çizdi.

Üniversite öncesi eğitim kurumlarında başörtüsünün zaten yasak olduğu Fransa’da, hazırlanan yasa tasarısı ile tüm kamu görevlileri için ‘sekülerlik eğitimi’ zorunlu kılınırken camiler ve bağlantılı sivil toplum kuruluşlarına siyasi müdahaleleri mümkün kılan tasarı ayrıca finansal kontrolün de tamamen ele alınmasını hedefliyor. Benzer ideolojik motivasyon ile hareket eden CDU/CSU milletvekilleri, Almanya’da bulunan yaklaşık 2 bin 500 cami ve bunların bağlı bulunduğu sivil toplum kuruluşlarına yurt dışından yapılan mali yardımlarla ne ölçüde etki altına alındıklarının araştırılmasını istiyor. Bu taleple özellikle Diyanet’in imam gönderdiği DİTİB camilerinin hedef alındığı görülüyor. Merkel’in partisinin hazırladığı bu pozisyon belgesi parti grubundan destek görür ve parti politikası haline gelirse, son yıllarda eyaletlerdeki bakanlıklar ile DİTİB camilerinin yürüttüğü ortak projelerin sonlandırılmasının ardından bir adım daha ileri gidilerek DİTİB camilerine siyasi baskının artacağını öngörmek mümkün. Pozisyon belgesinde, siyasi baskıyı mümkün kılmak için iç istihbarat teşkilatı olan Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın yetkilerinin genişletilmesi de talep ediliyor.

Siyasal İslam’ın bilimsel araştırılmasında Avusturya modeli

Seçim kampanyasını iç politika ve güvenlik konularına yoğunlaştırmayı hedefleyen CDU/CSU milletvekilleri hazırladıkları belgedeki politika önerileri ile Almanya’da yaşayan Müslümanları her alanda izlemeyi ve araştırmayı hedefliyor. Eğitim kurumlarında yapılması istenen bilimsel araştırma ile siyasi İslamcılığın çocukları, gençleri ve genç yetişkinleri ne ölçüde etki altına aldığı tespit edilmek isteniyor. Bunun için Federal İçişleri Bakanlığı bünyesinde uzmanlardan oluşan bir danışma kurulunun oluşturulmasını öneren milletvekilleri, bu konuda Avusturya modelini örnek alıyor.

Yaklaşık 700 bin Müslümanın yaşadığı Avusturya’da 2015 yılında yenilenen İslam Yasası ile cami kapatmaları ve imamların sınır dışı edilmesi mümkün kılınırken, İslam karşıtlığı bir nevi kurumsallaştırıldı. Avusturya İslam Yasası, anayasadaki eşitlik prensibine aykırı olarak sadece Müslümanların oluşturduğu dini kurumların yurt dışı finansmanını yasaklayarak Müslümanlara yönelik genel şüpheyi güçlendirdi ve toplumda İslam düşmanlığına olan desteği arttırdı. İslam düşmanı politikalar yıllardır Avusturya merkez siyasetinin ve seçim kampanyalarının gündemini belirlemeye devam ediyor.

Fransa, Avusturya ve Almanya’nın ortak İslam’la mücadele politikası

CDU/CSU’nun hazırladığı siyasal İslam’la mücadele belgesinde, bir taraftan Müslümanların özgürlüklerini kısıtlayan bir dizi siyasi uygulama teklif edilirken diğer taraftan Almanya’da yaşayan yaklaşık beş milyon Müslümanın barışçıl şekilde yaşadığı ve „özgür demokratik anayasal düzenin değerlerini paylaştığı“ vurgulandı. Fransa, Almanya veya Avusturya’daki siyasi söylemde ‘siyasal İslam tehlikesinden’ bahsedilirken suni bir korku oluşturuluyor. Sayısal olarak bakıldığında anayasal düzeni tehdit eden ve güvenlik sorunu oluşturan radikal İslamcı bir tehlikenin varlığını kabul etmenin ve parti politikalarını bunun üzerine inşa etmenin tamamen algı yönetimi ile ilgili olduğu anlaşılıyor.

CDU/CSU’lu milletvekillerinin hazırladığı ‘Siyasal İslam’la Mücadele’ pozisyon belgesinin parti grubu tarafından destek görüp görmeyeceği biraz da yeni genel başkan seçilen Armin Laschet’in tutumuna ve parti siyasetinin hangi yöne doğru evrileceğine bağlı. Laschet ile genel başkanlık yarışına giren, parti içerisindeki rakibi Friedrich Merz’in temsil ettiği güvenlikçi politikalar destek görürse, seçim kampanyasının güvenlikçi politikalar etrafında şekillenmesi ve ‘İslamcılıkla mücadele’ adı altında yürütülmesi olası bir ihtimal. CDU genel başkanı şimdilerde bu konuyla ilgili sessizliğini korurken öncelikle kamuoyunun ve Müslüman toplumun tepkisini görmek isteyebilir. Ayrıca Bertelsmann Vakfı’nın Federal Meclis’te temsil edilen parti seçmenleri ile yapmış olduğu son araştırmaya göre seçmenlerin yüzde 8’inin aşırı sağ görüşe sahip olduğu gerçeği, 26 Eylül’de yapılacak federal seçimlerde güvenlikçi politikaların ön plana çıkma olasılığını güçlendiriyor. 

 

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.