AB,  Almanya,  Koronavirüs

Avrupa Birliği’ne tarihi meydan okuma: Koronavirüs salgını

Merkel, korona virüsü toplumun %60-70’ine bulaşacak dediğinde toplumda şaşkınlık oluşmuş, kimya doktoru olan Merkel’in bilim insanı olarak gerçekçi projeksiyon yaptığı vurgulanmıştı. Bugün Almanya’da vaka sayısının 15 bini aşmış olması ve günde yaklaşık 3 bin yeni korona vakasının ortaya çıkması Merkel’in ön görüsünü destekliyor. Korona virüsü Almanya’da tespit edildiği ilk andan itibaren Merkel hükümetinin stratejisi vaka sayısını kontrol altında tutmak, sağlık sisteminin işlevini kaybetmemesini sağlamak ve virüsle mücadeleyi zamana yaymak oldu. Almanya, aldığı önlemler ile tedavi sürecinde olan ağır hastaların iyi bir tıbbı destek görmesini ve ölüm oranlarını aşağıda tutmayı amaçlıyor.

Virüs, Avrupa içerisindeki ulusçu sesleri güçlendirdi

Korona virüsü, Avrupa ülkelerinin yıllardır mücadele ettiği ulusçu ve milliyetçi siyaseti derinleştirdi. AB bütünleşmesi çerçevesinde yürütülen ulusal-üstü (supra-national) politikalar virüsün ortaya çıkması ile AB bütünleşmesini sorgulatır hale geldi. Korona, sağlık krizinden çok Avrupa Birliği fikrinin sınandığı bir krize dönüştü. Zaten yükselişte olan ırkçılığa bir de ulusçuluk refleksi eklenince, pandemi ile mücadele için siyasi liderlerin yaptığı ilk faaliyet sınırları kapatmak, AB içerisinde seyahat özgürlüğünü kısıtlamak oldu. Almanya kendi iç tedarikini sağlamak için virüs ile mücadelede gerekli önleyici ve koruyucu tıbbı malzemeler için ihracat yasağı getirdi. AB Komisyonunun baskısı üzerine bu yasak kaldırılsa da akılda kalan supra-nasyonelliğe ters siyasi refleksler oldu. Buna bir de İtalya ve İspanya gibi ülkelerin sağlık sisteminden doğan zaaflar eklenince, her ülkenin başının çaresine bakması gereken ve AB’ye karşı duyulan ‘güvensizlik’ virüsünün hızla yayıldığı bir sürece girildi.

Korona sonrası dönemde devletçiliğin artacağını varsaymak yanlış olmaz. AB kuruluş felsefesine uygun hareket edilseydi, AB içerisindeki hastaların vatandaşlığına bakılmaksızın her ülkede aynı sağlık hizmetini alabilmesi gerekirdi. Ancak ülkeler ne yaptı? Kendi vatandaşını önceleyerek AB içerisinde krizden doğan dayanışma imkânlarını heba etti. Bu durumda vatandaş kendi devleti, hükümeti ve kurumlarından başka hiçbir AB kurumuna güvenemeyeceğini yaşayarak görmüş oldu. İtalya, Avusturya, Sırbistan ve Polonya başbakanlarının korona vakalarının yaygınlaşmasının ardından AB’nin takındığı tavrı eleştirmesi, kamuoyu tarafından haklı bulundu ve anlayışla karşılandı.

Araf’ta kalan ülkeler: Ekonomi mi, insan hayatı mı?

Dünya Sağlık Örgütü’nün 20 Mart verilerine göre Çin’in ardından epidemi merkezine dönüşen Avrupa’da Covid-19 vaka sayısı 87 bini, ölü sayısı ise 4084’ü aştı. Ölüm oranları İtalya’da %8, İspanya’da %4,4, İngiltere’de %4, Fransa’da %3 oranındayken Almanya’da bu oran şimdilik sadece %0,3. Aradaki farkın sebeplerinden biri ülkelerin sağlık sistemi olsa da, bir diğer önemli sebep siyasetçilerin ekonomik kaygılar nedeniyle erken dönemde sert önlem alamaması.

Virüs, oluşan sağlık ve sosyal sorunların ötesinde Avrupa’yı yeni bir ekonomik kriz sürecine soktu. Üretim yavaşladı, talep azaldı, işletmelerin çoğu geçici süreliğine faaliyetlerini durdurdu. Pandemi kısa süre içerisinde kontrol altına alınamaz ise işsizlik oranlarında patlamaya yol açabilir. Ülkeler, ardı ardına ekonomik paketler açıklayarak zor günler geçiren birçok sektörde ve piyasalarda oluşan güvensizliği gidermek istiyor. Almanya, Fransa ve İngiltere istihdam kaybını engellemek için ‘sınırsız’ kredi imkânları oluşturuyor. Sadece Almanya krizden etkilenen sektörlere destek için 550 Milyar Avro bütçe ayırdı. 2008 ekonomik krizinde ayrılan 500 Milyar Avro bütçe ile kıyaslandığında, korona krizinin boyutları daha iyi anlaşılıyor. Fransa 300 Milyar Avroluk bir ekonomik paket ile krizin oluşturacağı ekonomik hasarı gidermeyi planlıyor. Diğer AB ülkeleri, Almanya’nın sahip olduğu imkân ve kapasiteye sahip olmasa da, ekonomiyi durma noktasına getiren bu krizle mücadele için farklı boyutlardaki ekonomik paketleri hayata geçiriyor.

16 eyaletten oluşan Almanya’nın federatif yapısı karar alma süreçlerini olumsuz etkiliyor ve eyaletler düzeyinde uygulamadaki farklılıklar ülkenin önde gelen bazı virologlarının ve bilim insanlarının eleştirilerine sebep oluyor. Bavyera eyaleti sokağa çıkma yasağı ilan etse de, Almanya genelinde bir yasak için siyasiler ‘vatandaşlarımızın davranışları’ belirleyici olacak diyor. Eğer uyarılara rağmen insanlar sokaklarda dolaşmaya devam ederse ülke genelinde yasağın gelmesi kaçınılmaz olacaktır. İtalya, Belçika, İspanya, Avusturya gibi ülkelerde sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen insanlar arasındaki temas engellenemiyor. Polis, birçok kişiye müdahale etmek ve para cezası kesmek zorunda kalıyor.

Merkel, iletişim stratejisini şeffaflık üzerine kurdu

Şansölye Merkel, siyasi hayatında ilk defa ulusa seslenerek ‘Doğu ve Batı Almanya’nın birleşiminden bu yana, hayır, ikinci dünya savaşından bu yana millet olarak dayanışmamızın önemli olduğu başka bir krizle karşılaşmamıştık’ dedi. Virüsün bulaştığı vaka sayısı ile ölüm oranları kıyaslandığında 83 Milyon nüfusu ve Japonya’dan sonra dünyanın en yaşlı nüfusu ile Almanya, kriz ile en başarılı mücadele eden ülkelerden birisi. Almanya sağlık sistemini dünyanın en iyi sağlık sistemlerinden birisi olarak tanımlayan Merkel, soğukkanlı olma çağrısı yaparken, toplumda oluşan ekonomik, kültürel ve sosyal hasarı onarmak için ciddiyet ve toplumsal gayret gerektiğini vurguladı. Merkel, alınan sert önlemleri gerekçelendirirken özel hayatından örnek vermekten çekinmedi. Doğu Almanya’da yetişmiş olan Merkel, ‘Benim gibi seyahat özgürlüğünün ne demek olduğunu bilen bir insan için bu kısıtlamayı getirmek çok zor’ diyerek, vatandaşın durumun ciddiyetini anlamasını istedi. ‘Biz, her hayatın ve her insanın kıymetli olduğu bir toplumuz’ diyen ve insan hayatının ekonomik kaygıların önünde olduğunu vurgulayan Merkel, iletişim stratejisinde oldukça şeffaf davranarak toplumu bilinçlendirmeyi, toplumun sorumluluk almasını ve yasak olmadan da sosyal teması minimize etmesini istiyor. Almanya, diğer AB ülkeleri gibi sokağa çıkma yasağı olmadan bu süreci atlatabilecek mi zaman gösterecek. Vaka sayısının 15 bini aştığı ve her gün yeni binlerce vaka ortaya çıktığı bir ortamda bu oldukça zor görünüyor.

Korona krizi, Avrupa’daki sistemin ne kadar kırılgan, insanların savunmasız ve birbirine ne kadar muhtaç olduğunu gösterdi. İkinci dünya savaşı sonrası en ağır siyasi ve ekonomik krizini yaşayan Avrupa için korona krizi yaşamsal bir krize dönüştü. Kriz atlatıldıktan sonra Avrupa bütünleşmesi ile ilgili yürütülecek müzakerelerin daha sert geçeceği tartışmasız. 

https://www.yenisafak.com/hayat/avrupa-birligine-tarihi-meydan-okuma-koronavirus-salgini-3533386

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.