Ortadoğu

Arap Baharı – Devrimden Darbeye

İstanbul Küresel Forum (IWF) bölgesel ve küresel meseleleri tartışmak üzere dünyanın her bölgesinden akademisyen, siyasetçi, entelektüel ve medya temsilcilerini bir araya getirmekte. “Devrimden Darbeye – Arap Baharı’nın 360° Dönüşümü” başlığı altında 5 Ekim 2013 tarihinde Seta İstanbul’da gerçekleştirilen kamuoyuna açık iki panele katılmak üzere İstanbul’a geldim. Mısır darbesinin gerçekleşmesi ile ‘Arap Baharı’ sürecinin sekteye uğraması ve Ortadoğu ülkelerinin demokratik dönüşümüne olan inancın zayıflaması“Küresel Düzen/sizlik ve Mısır Darbesi” ve “Mısır Darbesi ve Küresel Sonuçları” adlı bu iki panelde yapılan analizleri daha da anlamlı kılmakta.

Arap ayaklanmaları ile doğan demokrasi umudu

Aralık 2010 yılından bu yana Ortadoğu’da on yıllar boyu ülkelerini yöneten devlet adamları halk ayaklanmaları ile devrildi. Yasemin devrimi ile Tunus lideri Ben Ali, Mısır devrimi ile Hüsnü Mübarek,  Libya’daki ayaklanmaların iç savaşa dönüşmesi ile Kaddafi ve Yemen devlet başkanı Abdullah Salih devrildi. Suriye’de ise iç savaş tüm vahşeti ile devam etmekte. Tüm bölgeyi etkisine alan sokak gösterileri ve iç çatışmalar, Arap Baharı olarak adlandırılan bu sürecin, sanıldığından daha kanlı olduğunu bugün daha iyi göstermekte.
Sokak protestoları ülkelerin şartlarına göre farklılık gösterse de, ortak değerler ve talepler ön plana çıktı. Sokağa dökülen kitleler politik, ekonomik ve sosyal sorunlar sebebi ile vatandaşlık taleplerini yüksek sesle dile getirdi. Demokrasi, daha fazla hak ve özgürlük talebi bölgenin dönüşümünün zamanı geldiği inancını güçlendirdi. Bölgede diktatörlük ile yönetilen tüm ülkelerin sokaklarına yayılan protesto gösterileri Müslüman dünyanın demokrasi ve özgürlük gibi Batı değerlerini benimseme potansiyelinin olduğunun kanıtını oluşturmakta.

Askeri Darbe ile demokratikleşmeye vurulan darbe

Arap Baharı ile bölgede oluşan toplumsal hareketlilik ve demokratik talepler, Mısır’da askeri darbe ile sekteye uğratıldı. Mısır’ın Arap dünyası için kültür ve siyaset merkezi olduğu düşünülürse, Mısır’daki askeri darbenin bölgenin demokratikleşme sürecindeki negatif etkisi göz ardı edilemez. Mısır’ın stratejik ve ekonomik gücü göz önünde bulundurulduğunda, sadece Mısır halkının demokrasi talebine değil, bölge halkının demokrasi talebin darbe yapıldığı anlaşılmakta.
Mısır askeri darbesi 2010 yılından bu yana devam eden toplumsal süreci baltalamakla kalmadı, aynı zamanda Batı liderleri ile diktatör liderlerin ilişkilerinin de sorgulanmasına sebebiyet verdi. Batı tarafından desteklenen askeri darbe, Batı ülkelerinin menfaatleri söz konusu olduğunda, değerler politikasının ikincil plana düşebildiğini gösterdi.

Demokrasi ve Özgürlük –Kim için?

Bölgedeki ayaklanmalar Batı medyası tarafından başından beri alkışlandı ve desteklendi. Büyük umutların bağlanarak romantikleştirilen bu sürecin hiçte kolay olmayacağı kısa süre içinde anlaşıldı. Yıllardır Batı ile iyi ilişkiler yürüten despot liderlerin sırasıyla devrilmesi, devrim sonrası ülkeler kim tarafından yönetilecek sorusunun sesli sorulmasına sebep oldu. Batı bu süreçte pozisyon alırken bildik despotları bilmedikleri ve siyasetinden emin olmadıkları liderlere tercih etmesine rağmen, toplumsal hareketin önünde durulamayacağını anlayıp sürecin başında halk ayaklanmasından yana tavır aldı. Ancak demokratik seçimlerde seküler liderlerin değil, muhafazakar liderlerin seçilmesi tercih edilen durum değildi.
Ortadoğu’da oluşan kargaşa, batılı siyasetçilerde tutarsızlık oluşturdu. Bir yandan halktan gelen talepler, diğer yandan muhafazakar (Batı tabiri ile İslamist) liderlerin halk tarafından seçilmesi güvensizlik oluşturdu. Mısır’ın ilk demokratik Cumhurbaşkanı olan Mursi’nin Almanya ziyareti bu tutuma örnek. Ekonomik destek için Merkel ile görüşen Mursi’den ilk talep edilen demokratikleşme sürecini hızlandırması oldu. Ancak bundan sonra mali desteğin sağlanabileceğine vurgu yapıldı. Devamı…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.