Almanya

Almanya’nın ekonomik refahı göçe bağlı

Almanya’da kalifiye işgücü açığı engellenemez ise 2030 yılına kadar 3 milyon nitelikli işçi eksiği oluşacak.
You are currently viewing Almanya’nın ekonomik refahı göçe bağlı
Almanya'nın finans ve kültür merkezi Frankfurt am Main Pixabay von Pexels

İnsan sermayesi, üretim kapasitesini muhafaza etmek ve büyütmek için yeterli olmayan Almanya’nın önümüzdeki yıllarda refah seviyesini koruması ve mevcudun üzerine çıkartması zor olacak. Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller ve Hür Demokrat Parti koalisyonundan oluşan yeni hükümet, sanayici ve iş insanlarının talebiyle uyumlu, kalifiye yabancı işçi göçünün ekonominin ihtiyaçları doğrultusunda teşvik edileceği taahhüdünde bulunuyor.

Almanya’da kalifiye işgücü açığı engellenemez ise 2030 yılına kadar 3 milyon nitelikli işçi eksiği oluşacak. Uzmanlar, açığı kapatmak için önlem almaz ise bu sayının 2040 yılına kadar 3,3 milyona ulaşacağına dikkat çekiyor. İnsan sermayesi, üretim kapasitesini muhafaza etmek ve büyütmek için yeterli olmayan Almanya’nın önümüzdeki yıllarda refah seviyesini koruması ve mevcudun üzerine çıkartması zor olacak. Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller ve Hür Demokrat Parti koalisyonundan oluşan yeni hükümet, sanayici ve iş insanlarının talebiyle uyumlu, kalifiye yabancı işçi göçünün ekonominin ihtiyaçları doğrultusunda teşvik edileceği taahhüdünde bulunuyor.

Vasıflı işçi göçünü teşvik etme politikasının temelleri Merkel döneminde atıldı. Mart 2020’de yürürlüğe giren ve kalifiye yabancı işçilere Alman işgücü piyasasına entegre olma olanağı sunan ‘Nitelikli İşçi Göç Yasası’ Almanya’nın göç politikasında bir dönüm noktası olarak görülebilir. Yeni yasal düzenleme ile Almanya iş piyasası AB üyesi olmayan ülke vatandaşlarına da açıldı. Kalifiye işçi göçünü teşvik eden yasa sayesinde Almanya’da çalışmak isteyen nitelikli kişilere vize işlemlerinde kolaylık sağlandı ve diploma tanıma süreçleri hızlandırıldı. Öncesinde vize vermeden önce Almanya’da bir şirketten çalışma güvencesi isteyen yabancılar dairesi yeni düzenleme ile iş bulmadan da Almanya’ya gelmeye olanak sağlıyor. Özellikle üniversite mezunu olmayan kalifiye işgücüne de iş piyasasını açan yasa, verilen 6 ay vize ile Almanya’ya gelerek iş arama imkânı sunuyor.

Nitelikli iş gücü eksikliği şirketlerin geleceğini tehlikeye attığı gibi, ülke ekonomisinin büyümesi önünde en büyük engellerden birini teşkil ediyor. Hâlihazırda Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içinden göçün Alman şirketlerindeki açığı kapatmaya yetmediği vurgulanıyor. Almanya’da nüfus yaşlanırken farklı sektörlerde dijitalleşmenin artması kalifiye işçiye olan ihtiyacı büyütüyor.  Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) araştırmasına göre Almanya’da her üç iş ilanından ikisine kalifiye işgücü bulunamıyor. Nitelikli işçi açığının artması, kendini Avrupa’nın refah ve üretim merkezi olarak tanımlayan Almanya’nın gelecekteki ekonomik büyümesini önemli ölçüde yavaşlatacağı uyarısında bulunuluyor. Ekonomi Bakanı Peter Altmaier, iş piyasasında olan nitelikli işgücü açığı kapatıldığı takdirde Alman ekonomisinin daha hızlı büyüyeceğine dikkat çekiyor. Nitelikli iş gücü eksikliği sadece üretim sektöründe kendini göstermiyor, yaşlanan Alman toplumunda hizmet sektörünü de olumsuz etkiliyor.

Büyüme ve refah nitelikli işçi göçüne bağlı

Alman Sanayi ve Ticaret Odası, Alman Zanaatkârlar Birliği ve Alman Toptancılık, Dış Ticaret ve Hizmetler Birliği gibi kurumlar kalifiye işgücü açığının Alman şirketlerin yarısından fazlası için en büyük iş riskini oluşturduğuna dikkat çekiyor. Almanya, nitelikli işgücü için tercih edilen bir ülke değil. Almanca dil bilgisi, katı kuralcılık geleneği, bürokratik engeller ve son yıllarda artan yabancı düşmanlığı Almanya’yı kalifiye işgücü için cazibe merkezi olmaktan çıkartıyor. Siyasetçiler bir taraftan yasal düzenlemeler ile öte yandan Alman eğitim sisteminin sunduğu imkânlar ile genç ve yetenekli yabancıların Almanya’yı tercih etmesini teşvik ediyor.

Ekonomi çevrelerinden gelen uyarıların son derece ciddiye alınmasının arkasında demografik nedenler yatıyor. ‘Babyboomer-Nesli’ olarak adlandırılan ve 1950 ile 1960 yıllarında doğan yaklaşık 13 milyon Alman 2025 ile 2035 yılları arasında emekliye ayrılacak ve istihdam oranını küçültecek. Bu nesli özel kılan, o yıllarda batı ülkelerinde artan refah ile doğum oranlarında patlama yaşanması. Almanya’da sadece 1964’de yeni doğan 1 milyon 357 bin 304 bebek ile doğum oranlarında tarihi zirve yaşanmıştı. O yıllarda bir kadın ortalama 2,5 çocuk dünyaya getiriyordu. 1968’den sonra doğum kontrol hapının yaygınlaşması, doğum oranlarında kalıcı düşüşlere sebep oldu.

OECD’nin 2019 verilerine göre Almanya’nın yüzde 71,1 olan kadın istihdam oranı OECD genelinin (yüzde 59,4) çok üzerinde. Kadın başına düşen doğum oranı ise sadece 1,5. Günümüzde 18 ile 67 yaş aralığında olanların sayısı yüzde 65. 2030’larda bu oranın yüzde 59’lara düşmesi bekleniyor. Bu düşüş oranı günümüz şartlarında iş piyasasında beş milyon insanın daha az istihdam edileceği anlamına geliyor. Bir taraftan emekli oranı artarken diğer taraftan istihdam oranının azalması Alman iş piyasasında iki taraflı olumsuz etki oluşturacak.

Artan dijitalleşme nitelikli işgücü eksiğini artırıyor

İnsan kaynağı, günümüz ekonomik gelişimini ve rekabet ortamını sağlayan en büyük sermaye. Artan dijitalleşme ve yeni teknolojiler ile bir taraftan üretim kapasitesi ve verimlilik artarken, öte yandan gelecekte birçok geleneksel mesleğe ihtiyacın kalmayacağı söylenebilir. Otomasyon ve robotik sistemlerin arttığı bir dönemde kalifiye işgücü ihtiyacı da artacak.

Federal İstihdam Ajansı Başkanı Detlef Scheele yaptığı açıklamada Almanya’da yıllık 400 bin işgücüne ihtiyaç olduğunu ifade etti. Sağlık sektöründen (doktor, hemşire, hasta bakıcı) teknisyene, lojistik uzmanından akademisyene kadar geniş yelpazede kalifiye işgücüne ihtiyaç olduğunu açıklayan Scheele, Almanya’da ‘yabancı istemiyoruz’ açıklamalarının sorunun çözümüne katkı sağlamadığını, tek çarenin nitelikli işgücü için Almanya’yı cazip hale getirmek olduğunun altını çiziyor. Gelişmiş ülkelerde yaşlanan fakat uzun yaşayan toplumun sağlık giderleri ile birlikte işgücü ihtiyacının da artması kaçınılmaz.

Yeni hükümetin göç ve entegrasyon politikaları

2020’de yürürlüğe giren Nitelikli İşçi Göç Yasası teoride sağladığı kolaylıklar reelde büyük değişikliklere yol açmadı. Yasanın yürürlüğe girmesi Covid-19 temelli seyahat kısıtlamaları ile aynı döneme denk gelince, nitelikli işgücü göçünün beklentilerin altında gerçekleşmesine ve 1 yıl içerisinde sadece 30 bin yabancıya çalışma vizesi verilmesine yol açtı.

Yeni hükümetin ‘İlerleme için daha fazla cesaret: Özgürlük, adalet ve sürdürülebilirlik için ittifak’ başlıklı koalisyon anlaşma metninde sosyal politikalar, dijitalleşme, çevreci ekonomi politikaları ve göç gibi bir çok alanda paradigma değişikliğine gidileceği ifade ediliyor. Sol, liberal ve çokça çevre vurgusu yapan hükümetin paradigma değişikliğinin kendini özellikle mali ve sosyal politikalarda göstereceği söylenebilir.

Almanya’nın yeni başbakanı Olaf Scholz, koalisyon ortaklarının hedefinin ülkeyi ‘modernleştirmek’ ve ‘geleceğin meydan okumalarına karşı’ güçlendirmek olduğunu vurguluyor. Hristiyan demokratların yönettiği 16 yıllık dönemin ardından yeni hükümetin esrar satışını legalleştirerek lisanslı mağazalarda kullanıcılara kontrollü satışını sağlaması, sol ve liberal politikalar için sembol niteliği taşıdığı söylenebilir.

Merkel ile son derece uyumlu çalışan Scholz’un dış politikada köklü değişiklere gideceği, yeni bir yaklaşım ortaya koyacağı beklenmiyor. 16 yıllık Merkel döneminde Almanya’nın dış politik öncelikleri yeni hükümet döneminde de devam edeceği söylenebilir.

Göç ve entegrasyon politikalarında yeni bir başlangıç vaadinde bulunan koalisyon ortakları, Merkel hükümetinin göç politikalarını ‘yönetmek ve kısıtlamak’ olarak tanımlarken yeni göç politikalarında kontrollü göçü kolaylaştıracaklarını ve göçmenleri iş piyasasına daha hızlı entegre edeceklerini vurguluyor. Almanya’ya iltica başvurusu yapan mültecilerden oturum yasasına, nitelikli işgücü göçünden göçmenlerin eğitim ve meslek edinme olanaklarının genişletilmesine kadar geniş bir yelpazede politikaların ‘insan onuruna uygun şekilde’ revize edileceği ifade ediliyor.

Koalisyon anlaşma metninde geniş yer verilen göç politikalarının aksine Türkiye ile ikili ilişkilere ise kısa değiniliyor ve dengeli bir ilişkinin devam ettirileceği vurgusu yapılıyor. Almanya’da yaşayan Türkleri iki ülke arasında yakınlık yaratan en güçlü unsur olarak gören sol, çevreci ve liberal hükümet, Merkel dönemi Türkiye politikasını devam ettireceğinin sinyallerini veriyor.

Sol, çevreci ve liberal hükümet siyasi ajandasının merkezine aldığı sosyal politikalarda köklü değişimi ne kadar başaracak zaman gösterecek. Sosyal adaletin sağlanmasında birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi Almanya’da da geriye gidildi. Mevcut ekonomik sistem içerisinde küçük bir zümre zenginleşirken orta sınıf zayıflıyor, alt gelir grubu ise hızla genişliyor. Orta sınıfın zayıf olduğu ülkelerde siyasi krizler artarken, demokratik süreçler manipüle edilmeye elverişli hale geliyor. Öte yandan toplum içerisindeki grupların çıkarları arasındaki uçurum genişliyor. Refah seviyesi ve sosyal adalet, farklı kimlik ve çıkar gruplarının birlik ve barış içerisinde yaşamasına olanak sağlayan en güçlü bileşenlerden. Avrupa yakın tarihinde örneklerini görmek mümkün.

Schreibe einen Kommentar